İKİNCİ BAYAZIT KİMDİR

Paylaş
 

İKİNCİ BAYAZIT KİMDİR

İkinci Beyazıt Osmanlı devle­tinin sekizinci padişahıdır (1447-1512).

İkinci Beyazıt Fatih Sultan Mehmet’in büyük oğludur. Şehzadeliğinde iyi bir öğrenim gördü. Babasının sağlığında Amasya valiliğinde bulundu. Burası, eskiden beri bilim ve kültür merkezi idi. Bayezit, bu bakımlı şehirde her biri kendi alanında ün yapmış bilginler ve sanatçılar arasında yaşadı. Bilgi ve görgüsünü artırdı. Bir yandan da zevk ve eğlence ile vakit geçirdi. İç­kiye düşkünlüğü de vardı. Bu yüzden babası tarafından pay­landı. Bayezit, Akkoyunlu hükümdarı Uzun Haşan’la yapılan Otlukbeli savaşında, Osmanlı ordusunun sağ kanadına ko­muta etti .Fatih Sultan Mehmet öldüğü zaman Bayezit otuz dört yaşında, Karaman valisi olan kardeşi Cem yirmi üç yaşında idi. İkisi de iyi yetişmişti. Cem, daha sevimli, hareketli ve cesurdu. Büyükvezir Karaman Mehmet Paşa, Cem’in padi­şah olmasını istiyordu.Fatih kanunnamesinde, şehzadelerden büyük veya küçü­ğünün hükümdar olmasıyle ilgili bir açıklama yoktu. Hangisi önce davranırsa veya devlet adamları tarafından hangisi uy­gun görülürse padişah o olacaktı.

 

Karamanlı Mehmet Paşa, II. Mehmet’in ölmesinden he­men sonra, Keklik Mustafa adında bir çavuşu, şehzade Bayezıt’i çağırmak için Amasya’ya yolladı. Kendi adamlarından birini de, yazdığı gizli mektupla birlikte yolu daha kısa olan Cem’e gönderdi. Fakat bu adam yolda yakalanarak öldü­rüldü. Bayezit’in padişah olmasını isteyen, yeniçeriler, bu durumu öğrenince İstanbul’da ayaklandılar; Karamanlı Meh­met Paşayı öldürdüler. Şehzade Bayezit, İstanbul’a gelerek padişah oldu.Babasının ölümünü zamanında öğrenemeyen Cem, ağabe­yine karşı çıkarak ordusuyle Bursa üzerine yürüdü. Şehre girip adına para bastırdı ve hutbe okuttu. Böylece o da hü­kümdarlığım ilân etti. Cem, ağabeyine haber göndererek Os­manlı ülkesinin ikiye bölünmesini, kendisinin Anadolu’da, Bayezit’in Rumeli’de hükümdar olmasını ileri sürdü. Fakat, devletin parçalanması demek olan bu tehlikeli önerisi ka­bul olunmadı. İki kardeş savaşa hazırlandılar.Bayezit, ordusunun başında olarak Bursa yakınlarına geldi. Cem’in lalası olan Yakup Beyi kandırmak için giri­şimde bulundu. İki kardeş arasında Yenişehir ovasında yapı­lan savaşta Yakup Beyin karşı tarafa geçmesi yüzünden, Cem yenilgiye uğradı. Yaralı olarak Konya’ya kaçtı. Burada tutu namayacağını anlayınca, ailesiyle birlikte Memlûklere sığın­dı. Kahire’dc Memlûk sultanı Kayıtbay tarafından bir hü­kümdar gibi karşılandı. Cem, Mısır’da kaldığı sırada hacca gitti.

Bayezit ile Cem arasmdaki anlaşmazlıktan yararlan­mak isteyen Karamanoğlu Kasım Bey Konya’yı kuşattı. Üzerine tecrübeli bir devlet adamı olan Gedik Ahmet Paşa komutasında kuvvet gönderildi. Kasım Bey, kuşatmayı kal­dırarak buradan uzaklaştı. Gedik Ahmet Paşa, onu izledi ise de yakalayamadı. II. Bayezit, Gedik Ahmet Paşaya güvenemiyordu. Aralarında daha önce şöyle bir tartışma çıkmıştı : «Otlukbeii savaşından önceki günlerde, Fatih Sultan Mehmet orduyu denetlerken, Bayezit’in komutasındaki kuvvetleri dü­zensiz görmüş, bunun yoluna konmasını Gedik Ahmet Paşaya buyurmuş. O da bunu yerine getirirken Bayezit’i kınamış, onu gücendirmiş. Bayezit de Gedik Ahmet Paşaya zamanı gelince bu söylediklerine pişman olursun demiş Paşa da, eğer siz bir gün padişah olursanız ben de bu kılıcı takmak­tan vaz geçerim diye karşılık vermişti. II. Bayezit, hükümdar olunca. Gedik Ahmet Paşa, Yenişehir ovasında elini öpüp kutladıktan sonra, kılıcını çıkararak atının eğerine asmış. II. Bayezit, Gedik Ahmet Paşanın maksadını anlayarak elindeki hükümdarlık asasının ucunu kendisine uzatıp gördüm ki pek eskiden olan bir şeyi hâlâ unutmamışsın. Artık o geçmişe karıştı. Şimdi işbirliği yapmak zamanı, kılıcını kuşan geçmi­şi unut demiş»».

Cem, Ankara sancakbeyinin çağrısı üzerine Adana’ya gel­di (1452). Orada Kasım Beyle görüşüp anlaştı. Birlikte hare­ket ederek Konya’yı kuşattılar. Fakat Hadım Ali Paşa şehri savundu. Konya halkı da II. Bayezit’e bağlı kaldığından şehir alınamadı.

Cem, hükümdar olmaktan vazgeçmiyor, II. Bayezit de ülkenin aralarında bölünmesini kabul etmiyordu. Bu yüz­den ikisi arasında bir anlaşma sağlanamadı. Üzerine yeniden kuvvet gönderilen Cem, Rodos şövalyelerinin yanına kaçtı. Şövalyelerin başkanı, ona gereken saygıyı gösterdi. Cem’in amacı Rumeli’ye geçmekti II. Bayezit, şövalyelerin başkanıyla anlaşarak Cem’i hiç bir yere bırakılmaması karşılığında her yıl 45 000 Venedik altını vermeyi kabul etti. Şöval­yeler, Cem’i Fransa’ya götürerek şatodan şatoya dolaştırdılar. Ona, bir hapis hayatı yaşattılar. Sonra papaya teslim ettiler. II. Bayezit, Cem için papaya da para verdi. İtalya’ya giren Fransa kralı, bazı koşullarla Cem’i papadan teslim aldı. Cem, yolda iken hastalandı, yüzü, gözü şişti ve öldü (1495). Cem’in zehirlenerek öldürüldüğü de ileri sürülür. II. Bayezit, Cem’in öldüğünü duyunca üç gün yas tutturdu ve yüz bin akçe sa­daka dağıttı. Bayezit, Cem ölünceye kadar rahat bir hükümdarlık yapamadı. Zamanı, önceki padişahlara göre sönük geçti. II. Bayezit, Cem’in Rodos şövalyelerine sığınmasından sonra Ge­dik Ahmet Paşayı Edirne’de verilen bir ziyafette içilip eğ­lenildikten sonra siyah kaftan giydirip öldürttü. İstanbul’da bulunan Cem’in oğlu Oğuz Hanı da boğdurttu (1483).2.Bayezit, Rumeli’ye yaptığı ilk seferde Hersek’i ülke­sine kattı. Bir yıl sonra, Bağdat üzerine yürüdü Kırım ve Ef­lak kuvvetlerinin yardımı ile Tuna ırmağının kuzey ağzın­daki Kili kalesini ve daha kuzeydeki Akkerman’ı aldı (1484). Böylece, Osmanlı topraklarıyla Kırım hanlığı arasında kara­dan bağlantı sağlandı. Bütün Batı Karadeniz kıyıları ele ge­çirilmiş oldu. Macarlardan yardım gören Boğdan Beyi, Os­manlılarla savaştıysa da başarılı olamadı. Osmanlı egemen­liğini kabul etmek zorunda kaldı. Lehistan kralının Boğdan üzerine yaptığı seferde başarısızlığa uğratıldı. Türk akıncı­ları, buna karşılık Lehistan’a şiddetli saldırılarda bulundu­lar.

2.Bayezit zamanında, Mısır ve Suriye’de güçlü bir Türk devleti kurmuş olan Memlûklerle uzun süren savaşlar yapıl­dı. Önceleri, OsmanlIlarla Memlûklerin arası çok iyi idi. Os­manlıların, Rumeli’de Hıristiyan devletlere karşı kazandıkla­rı başarılan, Memlûkler dc kutluyorlardı. Bu durum, Os­manlıların, Memlûklerin sınırlarına yaklaşmalarına kadar sürdü. Fatih Sultan Mehmet zamanında, Hicaz su yollarını yaptırma ve Dulkadiroğullan beyliğinin içişlerine karışma yüzünden iki devletin arası açıldı. II. Bayezit, padişah ol­duktan sonra gerginlik daha çok arttı. Memlûklerin, kendi­lerine sığınan Cem’e iyi davranmaları, Dulkadiroğullarının OsmanlIlara karşı Memlûklerden yardım istemeleri, Memlûklerin Adana, Tarsus ve çevresinde bir beylik kurmuş olan Ramazan oğullarını kollamaları gibi nedenler yüzünden savaş çıktı (1485). Önce, Osmanlı kuvvetleri saldırıya geçtiler. Külek kalesi ve daha başka kaleler alındı. Fakat Memlûk ordusu, Osmanlı kuvvetlerinin Malatya yakınlarında bozduktan sonra Adana ve Tarsus taraflarına yöneldi. Osmanlılara geçen ka­leleri geri aldı. Osmanlılar, Çukurova’nın ele geçirilmesi için görevlendirdikleri Hersek zade Ahmet Paşa, öteki komutan­ların yardım etmemesi yüzünden yenilgiye uğradı ve yara­lanarak tutsak düştü. Ertesi yıl yapılan seferde Memlûklerle savaş olmadı. Adana ve Tarsus alındı. Memlûkler, bir yıl sonra bu bölgeye kuvvet gönderdiler. Yapılan savaşta Osman­lı ordusu başarılı olamadı; geri çekilmek zorunda kaldı. Os­manlı kuvvetleri, bundan sonra da Memlûklere üstünlük sağ­layamadılar. Altı yıl süren bu savaşlar yüzünden Memlûkler, malî yönden çok güç duruma düştüler ve kesin bir sonuç da alamadılar. Sonunda, Tunus beyi elçisinin aracılığı ile barış yapıldı (1491). Ramazanoğullarının topraklarının önemli bir bölümü, Osmanlı ülkesine katıldı. Adana ve Tarsus kaleleri Mekke ve Medine evkafına ait yerler olduğu için Memlûkle­re bırakıldı. Fakat bu antlaşma ile aradaki düşmanlık sona ermedi.

Mora kıyılarındaki İnebahtı (I.epanto), Modon ve Ko­ron kaleleri Venediklilerin elinde idi. Venedikliler, OsmanlIılara karşı düşmanca davranıyorlardı. II. Bayezit, Venedikli­lerden bu yerleri almak için ordusuyle sefere çıktı. Donanma da Mora kıyılarına gönderildi. Karadan ve denizden kuşatılan Inebahtı kalesi teslim oldu (1499). Bir yıl sonra yapılan ikinci seferde Modon alındı. Navarin ve Koron kaleleri de ele ge­çirildi. Buraların alınması sırasında Türk donanması, düşman donanması ile başarılı savaşlar yaptı.

Akkoyunlu devleti yıkıldıktan sonra, Şah İsmail İran’da dinsel temellere dayanan Safavi devletini kurdu. Şiî olan ve sınırlarını batı yönünde genişletmeye çalışan bu devlet, Os­manlIlar için tehlikeli bir durum yarattı. Şah İsmail, yete­nekli ve cesurdu. Dulkadiroğulları üzerine yaptığı seferde, Sünnî halka karşı çok kötü davrandı. Anadolu’daki Alcvîlcri, kendine bağlamak amacıyle halife denilen adamlarını gön­derip propaganda yaptırmaya başladı. Osmanlı devletine kar­şı gizlice bir ayaklanma hazırlıyordu. Bu sırada OsmanlIlar iyi bir durumda değillerdi. 2. Bayezit, ihtiyarlamış olduğun­dan devlet işlerini vezirlere bıraktı. Onlar da Şah İsmail tehlikesiyle gereği kadar ilgilenemiyorlardı. Şehzadeler, pa­dişah olabilmek için birbirleriyle çekişiyorlardı. Şah İsmail’ in Anadolu’ya gönderdiği Nur AH Halife, Koyulhisar’a gel­diği zaman, o bölge Alevîlerinden üç dört bin kişi yanında toplandı. Bunlar, Tokat’ı alıp Şah İsmail adına hutbe okut­tular. Amasya valisi şehzade Ahmet’in gönderdiği kuvvetle­ri yenilgiye uğrattılar. Yavuz Selim, padişah olunca bu teh­likeli duruma son verdi.

2.Bayezit’in son zamanların da Şahkulu adında bir halife önemli bir ayaklanma çıkardı. .Şahkulu’nun babası ve ken­disi, Antalya çevresinde bir mağarada ibadetle uğraşarak büyük bir ün kazanmışlardı. Onlardan yana olanlar çoktu. Şah İsmail, Şahkulu, aracılığıyla Rumeli ve Batı Anadolu halkını kendisine bağlamaya çalışıyordu. Şahkulu, durumu elverişli görünce ayaklandı. Yanında on bin kişi toplanmıştı. Antal­ya’yı basıp kadıyı öldürdü. Sonra Elmalı, Burdur ve Keçi­borlu kasabalarını vurdu. Kadılarını ve halkın bir bölümünü öldürüp Kütahya önlerine geldi. Anadolu beylerbeyi Ka­ragöz Ahmet Paşayı tutsak aldı ve kazığa vurarak öldürdü. Kütahya’yı yaktı. Bundan sonra, büyükvezir Hadım AHMET Paşa ile Amasya valisi şehzade Ahmet’e ve öteki şehzade ve komu­tanlara, bu ayaklanmayı bastırma görevi verildi. Şahkulu kuvvetleri, bir sarp dağda kuşatıldı. Şehzade Ahmet, ayak­lananların yok edilmesine çalışacağı yerde, büyükvezirden ve askerden padişah olmasının sağlanmasını istedi. Yeniçeriler, bunu kabul etmeyince kuvvetleriyle ordudan ayrıldı. Bu du­rumdan yararlanan Şahkulu, bir yolunu bulup kuvvetleriyle birlikte kuşatmadan kurtuldu. Hadım Ali Paşa, dört gün sü­ren bir kovalamadan sonra Çukurova’da Şahkulu kuvvetleri­ne yetişti. Şahkulu, bir okla vurularak Öldü. Kızılbaşlar (Alevîler) arasında karışıklık çıktı. Hadım Ali Paşa, ileri atıl­dığı bir sırada çevresi sarılarak öldürüldü (1511). Başsız ka­lan Osmanlı kuvvetleri, ayaklananları bütünüyle yok edeme­diler. Bunların önemli bir bölümü İran’a kaçtı.

Bayazit, hükümdarlığının sonlarına doğru, ihtiyarla­dığı için devlet işleriyle gereği kadar ilgilenemiyordu. Oğul­larından Ahmet Amasya’da, Korkut Manisa’da ve Selim Trab­zon’da vali bulunuyordu. Her üç şehzade de padişah olmak istiyordu. Fatih Kanunnamesine göre, hükümdar olan, ülke­nin düzeni bozulmaması için ötekilerini öldürecekti.

Şehzade Ahmet, II. Bayezit’in hayatta kalan oğullarının en büyüğü idi. Barış yanlısı olduğu için babası onu daha çok seviyordu. Büyükvezir Hadım Ali Paşa da kendisinden yana idi. Ağır başlı ve yumuşak huylu olduğundan öteki devlet adamları da onu, hükümdarlığa daha uygun görüyorlardı. Ayrıca oğulları da çoktu. Şehzade Korkut, dedesi Fatih Sul­tan Mehmet’in yanında büyümüş, iyi bir öğrenim görmüştü. Bilgin, şair ve iyi ahlâklı idi. Çocuğu yoktu. Babasının kendisine Ahmet kadar ilgi göstermemesi üzerine Mısır’a gitti. Bir yıl orada kaldıktan sonra geri döndü. Babasından affedil­mesini istedi. Şehzade Selim, şiddetli ve amansız davranışlarıyla tanınmış, çevresinde korku yaratmıştı. Şah İsmail’i Erzincan dolaylarından uzaklaştırmış, Gürcüler üzerine de sefer yapmıştı. Devlet adamları, kendisinden çekiniyorlardı. Bir oğlu vardı. Şehzade Selim, İstanbul’dan çok uzakta bulunuyordu. Babasından Rumeli’de bir sancak istedi. Kayınpederi olan Kırım hanının yanma gitti. İsteği kanuna aykırı olduğu için kabul edilmedi. 0 da Kırım hanının yardımıyle Rumeli’ye geçti. Beylerin araya girmesiyle kendisine Semendire sanca­ğı verildi. Selim, Semendire’yc gitmedi. İstanbul’da olup bi­tenleri zamanında öğrenmek için Filibe taraflarında kaldı. II. Bayezit, kendisinden sonra şehzade Ahmet’in padişah ol­masını istiyordu. Bunu öğrenen Selim, 40 000 kişilik bir kuv­vetle Çorlu önlerine geldi. Babasıyle Karıştıran ovasında yap­tığı savaşta yenilgiye uğradı; güçlükle kaçabildi. Artık Ah­met’in padişah olması kesinleşmiş, İstanbul’a gelmesi ken­disine yazılmıştı. Fakat yeniçeriler ayaklanarak Selim’i iste­diler. Asker üzerinde otoritesi kalmayan II. Bayezit, Selim’i, İstanbul’a çağırtarak hükümdarlığı ona bıraktı (1512). Kendi isteği üzerine Dimetoka’ya giderken Çorlu yakınlarında öl­dü.

Bayezit, şehzadeliğinde eğlenceli bir hayat sürmüş, padişah olduktan sonra da bir süre içkili toplantılar düzen­lemiştir. Daha sonra bunları bırakarak kendini dine vermiş, zamanım ibadetle geçirmiştir. II. Bayezit barışsever bir hü­kümdardı. Devletin zarar görmemesi için elinden geldiği ka­dar savaştan uzak kalmaya çalıştı. Halkının, bayındır bir ül­kede mutlu olarak yaşamasını istiyordu. Bunun da ancak barışla sağlanacağını biliyordu. Fakat, iç ve dış olaylar, ken­disinin bu yolda yeteri kadar başarı sağlamasına engel oldu. Ayrıca ülke, doğa olayları yüzünden büyük yıkımlara uğra­dı. Zamanında şiddetli depremler, seller, salgın hastalıklar birbirini kovaladı. 1509 yılı ağustos ayında İstanbul, Edirne, Amasya, Çorum, Tokat ve Sivas’ta Küçük Kıyamet denilen korkunç bir deprem oldu. Kırk beş gün süren bu felâket so­nunda İstanbul’da 109 mescit, 1070 ev, üç kat surların bü­yük bir bölümü yıkıldı. Bayezit camisinin kubbesi dağıldı. Daha başka camilerin kubbeleri düştü. 5 000 kişi öldü.Bayezit, bilgin ve şairdi. Okumayı severdi. Bilginleri, şairleri ve düşünürleri korumuştur. İstanbul’u, İslâm dünya­sının bilim merkezi haline getirmiştir. Adına çok sayıda eser yazılmıştır. Yalnız babası kadar özgür düşünceli değildi.

Bayazıt, devlet işlerinin düzenli olarak yürütülmesine, ordunun güçlendirilmesine, halkın dürüst ve ahlaklı olma­sına büyük çaba göstermiştir. Onun zamanında yetişen yeni bir kuşak, Yavuz Sultan Selim ve Kanunî Sultan Süleyman dönemlerinde büyük işler başarmıştır.

Bayezit, uzunca boylu, açık yüzlü, karakaşlı, elâ göz­lü, esmer renkli, aslan burunlu, geniş göğüslü olarak tanım­lanmıştır.

Venedik elçisi Andre Giritli, II. Bayezit’in niteliklerim şöyle açıklamıştır : «Yüzü önemli ve ağır şeylerle uğraştığını gösteriyor. Yaradılıştan sıkıntılı ve tasalıdır. En mutlu olay­larda bile sevinip gülmez. Hiç şarap kullanmaz; az yemek yer. Ata binmekten çok hoşlanır. Nikris hastalığı olmasa, en sev­diği şey av eğlenceleri ve at talimleridir. Dinsel törenlerin hepsine katılır. Çok sadaka dağıtır. Felsefe bilgisi olmakla övünür. Kozmoğrafya ile ilgilenir.

Padişah, okuma ve incelemeleri dışında ordusuna düzen verme işleriyle uğraşmaktadır. Memlûklere karşı başarı sağ­lanamaması, orduda disiplin eksikliğinden ileri gelmiştir. II. Bayczit, yeniçerilerin sayısını arttırdığı gibi, askeri yeni silahlarla donatmıştır. Özellikle topçu ve atlı birliklerinde ve topların taşınmasında önemli yenilikler yapılmıştır.»

2.Bayezit, İstanbul’da kendi adiyle anılan cami, med­rese, imaret, kervansaray, Edirne’de Tuna ırmağı kenarında cami, medrese, imaret ve hastane, Amasya’da cami, medrese, mektep ve zaviye yaptırmıştır. Onun daha başka yerlerde de eserleri vardır. Türbesi, İstanbul’da Beyazıt’ta camisinin (Bayezit Camisi) yanındadır.

http://bilelimmi.com/16507-2/

http://bilelimmi.com/fatih-sultan-mehmet/

http://bilelimmi.com/osmanli-devletinin-kurulusu/

Bu yazı 57 kere okundu.
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

Kategoriler
http://bilelimmi.com/bilelimmi-com-hakkinda/ http://bilelimmi.com/iletisim/