BİLİM MİRASI

Paylaş
 

BİLİM MİRASI

Bilim, dünya ve dünyanın işleyişi hakkında bilgi toplama  ve bunlarla ilgili sorulara cevap verme sürecidir. Bilim insanı ise bilgi toplayan, soru soran, gözlem ve deneylerle sorunlarına cevaplar arayan kişidir. Bu tür sorulara cevap verme sürecinin başlangıcı, insanların yaşamlarını sürdürme ihtiyacının ortaya çıkardığı bilgi anlayışına kadar dayanır.

9 ve 12. yüzyıllar arasında Türk İslam dünyasında bilim yükselme devrini yaşamıştır. Endülüs, Buhara, Türkistan ve Bağdat başta olmak üzere birçok yerde hükümdarlar ünlü bilgin ve şairleri saraylarına çekerek onlardan yararlanmışlardır.

Yüzyıllardır insanoğlunun dünyadaki yaşama ortamına duyduğu merak, yaşama standartlarını yükseltecek bir etkinliğe bürünmeye başladı. Olağan gibi görünen olayları anlama çabası, aslında dünyanın gizemlerle dolu bir yer olduğunu ve bunları çözümlemek gerektiği gerçeğini doğurmuştur. Geleneksel bilim sadece anlamaya ve çözmeye gereksinim hissetse de, ileri safhalara bölünen bilim türleri sadece çözmeyi değil çözümden öte ilerlemeyi de kapsar. Geçmişe bakıldığında en önemli sayılan bilim dalları matematik, geometri, astronomi ve tıptır. Çok çeşitli matematiksel çözümleme sistemlerinin geliştirildiği ilk zamanlardan bu yana hala yeni formüller, sistemler, teoriler geliştirilmektedir, bu bilimin sürekliliğine bir örnektir.

Türk-İslam bilimi kendinden önce gelen Yunan, Hint bilim geleneklerini devraldı, özümsedi, yeni sentezlerle evrensel buluşlara ulaştı. Trigonometri, cebir ve astronomiyi geliştirdi. Bu birikim latince ve ibraniceye çevrilip Avrupa’ya taşındı, bilim mirası önemli ölçüde zenginleşti.

Avrupalılar 12. yüzyıldan itibaren özellikle İspanya ve Sicilyadaki islam medeniyetinde yararlandılar. Medreseleri örnek alarak üniversiteler kurdular. Haçlı Seferleri ile birçok buluş ve teknik bilgiyi ülkelerine taşıdılar.

15.yüzyılda Coğrafi Keşifler ve Rönesans ile başlayan yaklaşık 200 yıllık keşif süreci Reform ile hız kazanmış Aydınlanma Çağı ve Sanayi İnkılabı ile yükselmiştir.

BİRUNİ: Eylül 973’te Harezm’de doğdu. Birûnî, Harezm sarayında astronomi ve matematik öğrendi. Harezm’deki kargaşalıklar yüzünden bir süre İran’da kaldı. Harezm’e döndükten sonra, Sultan Memun bin el-Memun’un sarayında İbni Sina, İbn Miskeveyh, Ebu Nasr gibi bilginlerle birlikte çalıştı. El Biruni, o zamanın bilginleriyle Buhara’da tanışmış, evrenin yapısı, serbest düşme ve diğer fizik yasalarını ve bölünmez parçacıklar üzerinde mektupla yaptığı bazı tartışmalar vardır. 1010 yılında El-Memun Akademisi’ne kabul edildi. Gazneli Mahmut Harezm’i işgal edince, El Biruni ile birlikte binlerce kişiyi tutsak aldı. Bunu izleyen on yıl içinde astronomi ve matematik çalışmalarının doruğuna erişti. Bu tutsaklığı sırasında, anayurtlarından sürülmüş ve tutsak olan Hint’li bilginlerle tanıştı. Birçok dilde ilmi çeviriler yaptı.Gazneli Mahmut kendisi için “Sarayımın en değerli hazinesi.” demiştir.

ALİ KUŞÇU: Asıl adı Ali Bin Muhammet’tir. Türk-İslam dünyasının büyük astronomi ve kelam alimi olan Ali Kuşçu, 15. yüzyıl başlarında Semerkant’ta doğdu. Babası Muhammed, ünlü Türk Sultanı ve astronomu Uluğ Bey’in kuşçusu olduğu için, ailesi “Kuşçu” lakabıyla meşhur oldu. Küçük yaştan itibaren matematik ve astronomiye ilgi duyan Ali Kuşçu, devrin en büyük alimleri olan Bursalı Kadızâde Rumî, Gıyâseddin Cemşîd ve Muînuddîn Kâşî’den matematik ve astronomi dersi aldı. Daha sonra bilgisini artırmak için Kirman’a gitti. Burada Hall-ü Eşkâl-i Kamer (Ay Safhalarının Açıklanması) adlı risale ile Şerh-i Tecrîd adlı eserini yazdı. Ali Kuşçu, Semerkant ve Kirman’da eğitimini tamamladıktan sonra Uluğ Bey’e yardımcı ve rasathanesine müdür oldu. 1449’da hacca gitmek istedi. Tebriz’de Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan kendisine büyük saygı gösterdi ve Fatih’le barış görüşmelerinde yardımını istedi.

TAKİYÜDDİN, 1570 yılında İstanbul’a gelir gelmez gözlemevi kurma arzusunu gerçekleştirmek üzere dönemin önemli bilginleriyle temasa geçmiş, bu ilgi ve isteği Vezir Sokullu Mehmet Paşa ve Hoca Saadettin tarafından desteklenmiştir. Bu ikisi, III. Murat’ı Takiyüddin’in yönetimi altında bir gözlemevi kurulması konusunda ikna etmeyi başarmışlar, konu sonunda   Divân’a götürülerek onaylanmış ve böylece Takiyüddin, padişahın adıyla anılacak bir zîc hazırlamakla görevlendirilmiştir (1575).İnşası 1577’de tamamlanan ve bir süre gözlemlere ev sahipliği yapan İstanbul Gözlemevi’nin ömrü ne yazık ki uzun olmamış; bina 1580’de yıktırılmıştır.

 

 

 

ASTRONOMİYİ (GÖKBİLİMİNİ) GELİŞTİREN YABANCI VE MÜSLÜMAN BİLİM ADAMLARININ EN ÖNEMLİLERİ ŞUNLARDIR:
BATLAMYUS                                                       
EL-FERGANİ (805–880), Gök cisimlerinin hareketleri üzerine yazılar yazdı, dünyanın eksen eğikliğinin hesaplanmasını sağlayacak gözlemlerde bulundu.
EL-KİNDİ (801–873), filozof ve ansiklopedici bilgin, gökbilim üzerine 16 eser yazdı.
EL-BATTANİ (855–923), gökbilimci ve matematikçi
EL-HAREZMİ (780-850): Türkistanlı matematikçi.
EL-FARABİ (872–950) büyük filozof ve bilgin.
EL-KHUJANDİ 10. yy.’ın sonunda Tahran yakınında bir gözlemevi inşa etti.
ÖMER HAYYAM (1048–1131), cetveller hazırladı, takvimi geliştirdi.
IBN EL-HAYTHAM (965–1039), matematikçi ve fizikçi.
EL-BİRUNİ, (973–1048), matematikçi, gökbilimci ve ansiklopedici.
EL-TUSİ (1201–1274), filozof, matematikçi, gökbilimci ve ilahiyatçı; trigonometrinin kurucularından biri olarak kabul edilir.
ULUĞ BEY ( 1394- 1449
ALİ KUŞÇU (1403 – 1474 ) Türk gökbilimci, matematikçi ve dilbilimci
TAKİYÜDDİN ( 1521-1585)
GİORDANO BRUNO (GORDANO BURUNO) 1548-1600
TYCHO BRAHE ( TİKO BIRAH) 1546-1601
GALİLEO ( GALİLE) 1564-1642
JOHANNES KEPLER ( YOHAN KEPLER) 1571-1630
ISAAC NEWTON ( AYZEK NİVTON) 1642-1727
ALBERT EİNSTEİN ( ALBERT AYNŞTAYN) 1879-1955
1957 İlk yapma uydu Ruslar tarafından uzaya fırlatıldı. Yine aynı yıl Layka adında bir köpek Ruslar tarafından uzaya gönderildi.1961’de ise YURİ GAGARİN adında bir Rus uzaya çıkan ilk insan oldu.
1969’da Apollo 11 adlı uzay aracıyla  uzaya giden Amerikalı NEİL ARMSTRONG aya ilk ayak basan yanındaki arkadaşı EVDİN ALDRİN ise ikinci ayak basan insan oldu.     MİCHEL COLLİN ise yörüngede kalarak arkadaşlarını bekledi.

 

 

DEĞİŞİM VE GELİŞİM

İnsanoğlu var olduğundan beri evreni ve çevresinde olup biten olayları öğrenme, araştırma merakı içerisinde olmuştur.Ancak ne yazık ki bilim adamları her zaman özgürce araştırmalar yapamamış, düşüncelerini açıklama ve yayma konusunda bazen değişik engellerle karşılaşmışlardır.Örneğin Skolastik düşünce böyle bir engeldir.

Skolastik Düşünce Ortaçağ Avrupa’sında görülmüştür. Fertlerin her türlü gelişiminden bu bozuk düzenin devam etmesi için Kilise-Derebeylik rejimi bilim, kültür ve sanata ait her şeye yasaklama getirmiş ve Kilisenin her söylediğinin doğru olduğu fikri topluma benimsetilmiştir. Nerdeyse din adamlarından başka hiç kimse okuma ve yazma bilmiyordu. Bu yüzden Latinceye çevrilecek kitapların birçoğunu din adamları çeviriyordu. Kilisenin söylediklerinin tersini söyleyenlere çok büyük cezalar verilmiştir. Dünyanın döndüğünü iddia eden Galileo (1564-1642) gibi bir bilim adamı yanmaktan bu iddiasını ancak yalanlayarak kurtulabilmiştir.(1616) 1633’te yazdığı bir kitap yasaklandı ve Kutsal Engizisyon’ca müebbet hapse mahkum edildi. Cezası kendi evinde göz hapsine çevrildi. Yetmiş yaşında olmasına rağmen hapsedilen Galileo kör oldu ve 1642 yılında öldü.

Avrupa Skolastik Düşünceden ilk kez Haçlı Seferleri sırasında İslam toplumları ile tanıştığında kurtulma fırsatını yakalayacaktır. Çünkü Ortaçağda Avrupa’da bunlar yaşanırken İslam dünyasındaki bilim adamları düşüncelerini özgürce ifade edebiliyordu. Biruni, Farabi, İbn-i Sina, Harezmi, Ömer Hayyam, Ali Kuşçu gibi bir çok bilim adamı önemli eserler yazmışlardır. Yazılan eserlerin bir çoğu Avrupalılara ilham kaynağı olmuş ve bilim gelişmiştir. İslam dünyasındaki bilimsel gelişmeler yavaşlamış Avrupa ise Rönesans ve Aydınlanma Çağı ile birlikte bilimsel alanda oldukça ilerleme göstermiştir.

Coğrafi Keşiflerden sonra Kilisenin söylediklerinin yalan olduğu anlaşılınca kiliseye ve din adamlarına duyulan güven azaldı. Matbaanın kullanılması ve kitapların bollaşması, ucuzlaması, Coğrafi keşiflerle zenginleşen tüccarların sanatçıları, bilim adamlarını koruması gibi bir çok değişik sebeplerle ortaya çıkan Rönesans ile Avrupa toplumunun kültürel alanda yaptığı atılım ve Reform Hareketleri sayesinde Kilisenin düşünce ve fikir alanındaki egemenliğine son vermiştir.  Bilimsel gelişmelerin önündeki engellerin ortadan kalkması ile Batı dünyasındaki bilim adamları Doğu dünyasının bilimsel birikimlerinden faydalanmaya ve onları geliştirmeye başladılar.

    Anayasamızda 25, 26 ve 27. maddelerle bilim ve sanat alanında çalışma yapanların her türlü hakları güvence altına alınmıştır.

DÜŞÜNCE VE KANAAT HÜRRİYETİ

ANAYASAMIZIN 25. MADDESİ – Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir.

Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.

   DÜŞÜNCEYİ AÇIKLAMA VE YAYMA HÜRRİYETİ

MADDE 26. – Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.

   BİLİM VE SANAT HÜRRİYETİ

MADDE 27. – Herkes, bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahiptir.

Yayma hakkı, Anayasanın 1 inci, 2 nci ve 3 üncü maddeleri hükümlerinin değiştirilmesini sağlamak amacıyla kullanılamaz.

Bu madde hükmü yabancı yayınların ülkeye girmesi ve dağıtımının kanunla düzenlenmesine engel değildir.

    COĞRAFİ KEŞİFLER

Orta Çağın sonuna kadar Avrupalılar, dünyanın pek az yerini tanıyorlardı. Coğrafya bilgisinin artması ve gemicilikteki gelişmeler sonucu açık denizlere çıkan Avrupalılar, yeni kıtalar ve ülkeler keşfetmeye başladılar.İşte Avrupalıların 15.yüzyılın sonunda başlatıp 16.yüzyıl boyunca da devam ettirdikleri yeni yerler bulma girişimlerine Coğrafi Keşifler denir.

 

 

Keşiflerin Nedenleri:

*Doğu ülkeleriyle doğrudan ticaret yapmak için yeni yolların aranması başta gelir. Orta Çağda Doğudan gelen ipek, baharat, altın, elmas, inci gibi değerli mallar, Avrupa’ya iki önemli yoldan ulaşıyordu. Bu yollardan birincisi, Çin’den başlayıp Karadeniz kıyılarına ulaşan İpek Yoluydu.Bu yol Türklerin elindeydi.İkinci yol olan Baharat Yolu ise Hindistan’dan başlıyor, bir kolu Basra Körfezi ne ulaşıyor, diğer kolu ise Mısır ve Suriye limanlarında sona eriyordu.Türk ve Müslüman tüccarların bu yolları izleyerek Hindistan ve Çin’den getirdiği mallar,Venedik ve Cenevizliler tarafından Avrupa’ya ulaştırılıyordu.Bu ticaret sayesinde doğu ülkeleri oldukça zenginleşmişti.Ancak bu mallar birkaç defa el değiştirdiği için Avrupa’da çok pahalıya satılıyordu.

*Avrupalılar, doğu ülkelerinin içinde bulunduğu zenginlik ve bolluk hakkında abartılı bilgiler edinmiştir. Özellikle, Venedikli gezgin Marko Polo’nun ( 1254-1324) 1271 yılında başlayıp 24 yıl sürmüş olan Asya Seyahatini yazdığı eserinde doğunun zenginliklerini okudukları hikayeler, Avrupalılarda doğu ülkelerine karşı büyük ilgi ve merak uyandırmıştır. *Ortaçağda Avrupalıların dünya hakkındaki bilgileri çok azdı. Avrupalılar, Haçlı seferleri sırasında Müslümanların coğrafya bilgisinden yararlandılar ve dünyanın yuvarlak olduğunu öğrendiler. Bunu sonucunda var olan haritaları geliştirip daha doğru haritalar yaptılar.

*Pusula kullanımının yaygınlaşması, gemicilerin deniz ve okyanuslara güvenle açılmalarını sağladı. *Gemicilik tekniğinin ilerlemesi ile 15. yüzyıldan itibaren açık denizlere dayanıklı ve büyük gemiler yapıldı. Bu da keşiflerin başlamasında önemli bir etken oldu.

* Hristiyanlık dinini ve Avrupa Kültürünü geniş alanlara yaymak istediler.

  • KEŞİFLERİN SONUÇLARI:

Coğrafi keşiflerin dünya tarihinde çok önemi, sosyal, siyasi ve ekonomik sonuçları oldu.

*Bulunan yeni ticaret yolları nedeniyle Akdeniz limanları, İpek ve Baharat yolları eski önemini kaybetti.( 1869’da Süveyş Kanalının açılması ile eskisinden daha önemli hale gelmiştir.)

*Atlas Okyanusu kıyısındaki bazı limanlar hızla gelişti ve büyük birer ticaret merkezi haline geldi.

* Amerika’da birçok eski uygarlığın olduğu öğrenildi. Keşfedilen yerlerden bol miktarda altın ve gümüş gibi değerli madenler ile çeşitli ham maddeler Avrupa’ya taşındı.

*Ticaretle uğraşan burjuva sınıfı zenginleşti ve güç kazandı. Burjuvalar, soyluların topraklarını satın almaya başladılar. Böylece, soylular eski güçlerini ve ayrıcalıklarını kaybettiler.

*Avrupalı devletler keşfettikleri yerleri egemenliklerine alarak sömürge imparatorluklarını kurdular. Keşif seferleri düzenlenen ülkelerin kaynaklarından yararlanan Avrupa’nın denizci ülkeleri kısa sürede zenginleşti. Zenginleşen ailelerin, kültür ve sanat hareketlerini desteklemeleri Rönesans’ın başlamasında etkili oldu.

*Yeni dünyaya özgü bazı ürünler (tütün, patates, domates, şeker kamışı, vanilya, kakao vb.) Avrupa’ya ve oradan da dünyanın diğer bölgelerine yayıldı. Keşfedilen ülkelerde Hristiyanlık dini yayıldı. Ancak Avrupa’da da kiliseye ve din adamlarına olan güven azaldı. Çünkü kilise ve din adamları, dünyanın düz olduğu vb. birçok yanlış bilgiyi savunmuşlardı.

*Başta Amerika’ya olmak üzere, keşfedilen yerlere Avrupa’dan yoğun göçler oldu. Bu göçler sonucunda Avrupa kültür ve uygarlığı daha geniş bir alana yayıldı.

RÖNESANS

  1. ve 16. yüzyılda Avrupa’da meydana gelen edebiyat, kültür, güzel sanatlar, bilim ve fikir alanındaki yenilik ve gelişmelere Rönesans denir. “Yeniden doğuş” anlamına gelen Rönesans İtalya’da başlamıştır.

RÖNESANS’IN NEDENLERİ

*Matbaanın icadı, kağıdın bol ve ucuza elde edilmesi sonucunda okuma-yazma oranının artması, düşünce ve sanatın yayılması

*Coğrafi Keşiflerden sonra Avrupa’da sanatı seven ve sanatçıları koruyan zengin bir sınıfın oluşması

*Bizans ve Roma dönemine ait eserlerin tanınması ve benzerlerinin yapılmaya çalışılması

*Avrupa’nın ekonomik alanda güçlenmesi

Rönesans’ın öncelikle İtalya’da başlamasının nedenleri ise;

*İtalya’nın  Haçlı Seferlerinden sonra Akdeniz ticareti ile zenginleşmesi

*İtalya’da Roma ve Yunan kültürlerinin izlerinin bulunması

*İtalya’nın İslam ülkeleri ile sürekli ilişki içinde olması

*İtalyan’ın (Vatikan)  dini merkez olması

 

İtalyan fikir adamı ve yazarlarından Machiavel (1469-1530, Hükümdar adlı eseriyle meşhurdur.) Ressamlardan Rafael (1483-1520) aynı zamanda heykeltraş, mimar ve edebiyatçı da olan Leonardo da Vinci (1452-1591), Mikelanj (1475-1564) bu devirde İtalya’da yetişen sanatkarlardır. Fransa, edebiyat ve fikir sahalarında İtalya’yı geçerek; edebiyatta Montaigne (1533-1592) yetişmiştir. Almanya’da daha çok dini alanda değişiklikler oldu. Almanya’da hümanizm akımında Luther (1483-1546)yetişti. İngiltere’de tiyatro sahasında eserleriyle tanınan Şekspir (1564-1610), İspanya’da Donkişot yazarı Cervantes (1547-1616), Polonya’da İslam alimlerinden sonra Avrupa’da ilk defa dünyanın güneş etrafında döndüğünü söyleyen Kopernik (1473-1543) yetiştiler. Rönesans devrinde yapılan eserler Avrupa’da hala mevcuttur. Ressam ve heykeltraşların tablo ve heykelleri müzelerde bulunmaktadır.

Rönesans’ın Sonuçları

*Avrupa’da skolastik düşünce yıkıldı. Fen bilimleri ve pozitif  düşünce gelişti.

*İncil çeşitli dillere çevrildi. Reform hareketinin başlamasına neden oldu.

*Felsefe, sanat ve edebiyatta yeni akımlar ortaya çıktı.

*Akıl, bilim, deney ve gözlem ön plana çıktı.

*Evren hakkında yeni bilgilere ulaşıldı.

*Çağdaş Avrupa’nın temelleri atıldı.

Günümüz bilim ve sanat dünyası Rönesans sanat ve biliminin mirasına sahiptir.

REFORM

  1. yüzyılda Hristiyanlığın Katolik mezhebizde yapılan değişikliklere ve yeni düzenlemelere Reform denmiştir.

Reform’un Nedenleri:

*Katolik  Kilisesi’nin amacından uzaklaşması

* Papa ve Kiliselerin zenginleşmesi karşısında halkın fakirleşmesi, halkın kilisenin mallarına el koymak istemesi

* Rönesans ile yayılmaya  aşlayan özgür düşünce sayesinde din adamlarının ve kilise uygulamalarının eleştirilmesi

*Matbaa sayesinde İncil’in çoğaltılması ve din adamlarının anlattıkları ile dini metinlerdeki ifadelerin farklılığını görmeleri

*Lüks ve israf içinde yaşayan din adamlarının dini kendi çıkarları için kullanmaları

*Haçlı seferlerinin başarısız olması, Coğrafi Keşifler ile Hıristiyanlıktaki bazı inançların yanlışlığının anlaşılması, akıl  ve bilimin ön plana çıkması sonucu din adamlarına duyulan güvenin sarsılması

 

Katolik Kilisesi’ne karşı ilk isyan Almanya’da Martin Luther başlatmıştır. Luther yayınladığı bildiri ile; “Tanrı ile kul arasına kimsenin giremeyeceğini, günahları ancak  Tanrı’nın affedebileceğini” açıklamıştır. Papa’nın Luther’i afaroz etmesi üzerine Protestanlık  hareketi başlamış ve Avrupa’da şiddetli mezhep savaşları yaşanmıştır.

Reform’un Sonuçları

*Katolik  mezhebi parçalandı. Protestanlık , Kalvenizm ve Anglikanizm gibi mezhepler  ortaya çıktı.

*Protestanlığın yayıldığı yerlerde kiliselerin mallarına el konuldu.

*Eğitim ve öğretim kilisenin elinden alınarak laikleştirildi.

*Avrupa’da düşünceyi ve gelişmeyi engelleyen dini faktörler ortadan kalktı.

*Kilise ve din adamları saygınlığını kaybetti. Katolik Kilisesi kendini düzeltmek zorunda kaldı.

AYDINLANMA ÇAĞI

18.yüzyılda Avrupa’da ortaya çıkan ve her konuda akla öncülük tanıyan düşünce sitemidir. Bu düşünce sisteminin etkisiyle bilim alanında büyük  gelişmeler  olmuştur. Bu dönemde deney ve gözlem önem kazanmıştır. Bu dönemin önemli bilim insanları Newton, Kopernik, Galie ve Dekart’tır.

Ayrıca sosyal bilimler alanında J.J. Russo ve müzik alanında Mozart ünlü kişilerdir.

Aydınlanma Çağı’nın Sonuçları

*Bilim, sanat, edebiyat, siyaset ve sosyal alanlarda önemli eserler verilmiştir.

*Avrupa’da pek çok düşünce sistemi değişmiş, yerini akılcı düşünce almıştır.

*Bilimsel ve teknolojik gelişmeler sanayi inkılabının temllerini oluşturmuştur.

*Siyasi ve sosyal gelişmeler Amerika Birleşik Devletleri’nin kurulmasında ve Fransız İhtilali’nin çıkmasında etkili olmuştur.

 

 

BUHARIN GÜCÜ VE SANAYİ İNKILÂBI

  1. yy.da İngiltere’de başlayıp dünya’ya yayılan el tezgâhlarının yerine fabrikaların kurulduğu, insan gücünün yerine makinelerin kullanıldığı ve seri üretimin yapıldığı teknolojik gelişmelere “Sanayi İnkılâbı” denir.1765 yılında “James Watt” buhar gücünden yararlanılacağını göstermiştir. Sanayi İnkılâbı İngiltere’de insan gücü ile çalışan dokuma fabrikalarının yerine buhar ile çalışan fabrikanın kurulmasıyla başlanmıştır. Sanayi inkılâbı, İngiltere`den sonra Avrupa’nın diğer ülkelerine de yayıldı. Fransa’da sanayi inkılâbının ilk belirtileri yine dokuma sanayinde görüldü.

SANAYİ İNKILÂBININ SONUÇLARI:

*İnsan gücünün yerini makine gücü, imalathanelerin yerini büyük fabrikalar aldı.

*Fabrikalar çoğaldıkça iş alanları arttı. Sanayi merkezleri oluştu.

* 1825’de İngiltere’de ilk buharlı tren yolu yapıldı. 1885’de ilk petrollü araba, 1890’da ise elektrikli tramvay icat edildi. Okyanusları aşabilecek yüksek kapasiteli gemiler inşa edildi. 1790’da ilk demir gemi suya indirildi. Demir yollarının yapımına da hız verildi. Posta sistemi kuruldu, iletişim hızlandı. Bu sayede uzak ülkelerden mal getirilmesi kolaylaştı. İç ve dış ticaret daha da canlandı.

*Teknolojik gelişmeler sayesinde yeni yollar ve kanallar (Süveyş, Panama) açılmış bu durum uluslararası ticareti de canlandırmıştır.

* Tekniğin tarıma uygulanması ile çok sayıda çiftçi işsiz kaldı. Köylerden sanayi kentlerine yoğun göçler olmuştur. Bunlar sanayi kesiminde çalışmaya başladılar. Ücretler düşük seviyelerde kaldı. Kadınların ve küçük çocukların, çok ucuza ve uzun süreli çalıştırılmaları, genel bir hoşnutsuzluğa yol açtı.İşçi sınıfı ortaya çıkmış ve sendikacılık hareketleri yaygınlaşmıştır.

* Üretimin artması, elde edilen malların pazarlanması meselesini ortaya çıkardı. Bu da, Avrupa devletleri arasında kıyasıya bir rekabet ortamı yarattı. Bu sorun Avrupa devletleri arasında sömürge yarışını başlatmış ve 1.Dünya Savaşı’nın en önemli nedeni olmuştur.

*Kapitalizm, liberalizm ve sosyalizm gibi yeni düşünce ve akımları ortaya çıkmıştır.

 

 

 

 

Bu yazı 30 kere okundu.
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

Kategoriler
http://bilelimmi.com/bilelimmi-com-hakkinda/ http://bilelimmi.com/iletisim/