BATI HUNLARI

Paylaş
 

BATI HUNLARI

Batı Hunları adını verdiğimiz ve Avurpa tarihinin yeniden ya­pılışına kaynaklık eden, XVIII. yüzyılın son çeyreğine kadar Türk­lüğünü koruyan Aurasia’nm, Ural-Karpat kesiminin Türkleşme­sinde ilk aşamayı yapan Hunlar ise, bu bölgeye I. yüzyıldan önce, sızmalar şeklinde girmeye başladılar. Roma imparatorlarının Hun- lardan oluşan askerî birlikler kurma istekleri, bu sızmaları kolay­laştırdığı gibi, bunların atlı savaş tekniği bakımından yüksek kül­türlü Romalılara ve toprağa bağlı Germenlere olan üstünlüklerin­den ileri gelmekte idi. Ural ve İtil ırmakları arasında tutunan Batı Hunları 350 yıllarında Kafkasya’nın kuzey kesimlerine ve Don ır­mağı boylarına doğru yayıldılar.

Alanları batı ülkelerine doğru sü­rüp yurtlarından çıkardılar. 359 ile 372 yılları arasında ise Kafkas dağlarından sarkarak Anadolu içlerine indiler. Urfa’yı işgal edip Ankara üzerinden tekrar Kafkas dağları yoluyla yurtlarına çekil­diler. Hunların küçük Asya’nın zengin şehirlerini yağmalamaları ülkeyi dehşet içinde bıraktı. Bakınız Urfa’lı Piskokos Ephrain on­lar hakkında neler diyor. «Ye’cûc, Me’cûc’ün atlılarıdır bunlar. Atlarının üstünde fırtına gibi uçarlar. Hiç kimse onların önüne çı­kamaz» 378 yılında Hercanarich komutasındaki Hun orduları Dni- estcr (Turla) ırmağını aştılar, Alanlara yaptıkları gibi Gotları da yenerek bir kısmının önlerinden kaçmalarını yani, kendilerine yol açmalarını sağladılar. Bir kısmını da birlikte sürüklediler. Kara- ton’un Hanlığı zamanında Uldin Karpatları aşarak Tuna havzası­na girdi. Yanında Hun – Türk kavimlerindcn başka otuzu aşkın kavim vardı. Bu bölgede çabuk bir yerleşme ve örgütlenme kurma­yı gerçekleştirdi

Rua devrinde Hun devletinin sınırları, Danimarka ile Ren böl­gesinden Kafkas dağlarına kadar, oradan da belki Altaylara kadar Uzanıyordu. Rua’nın ölümünden sonra Atillâ ile kardeşi Bleda Han oldular. Bleda daha gerçek anlamda yabgu olarak German (Doğu Got, Gepid, Alman ve Franklar) kavimleri hükmü altına almıştı.

Attilâ ise, daha çok kendi Hun boylarına, öteki Türk kavimle- rine egemen idi. Attilâ ilk iş olarak kardeşini ve rakibini ortadan kaldırdı. Alman bilgini Schönfel’e göre Rua/Ruga, gerek Atillâ/At- ta-ila apaçık Got adıdır. Macar bilginleri bu adın Yunanca Atte- las’a ve Macarcadaki küçültme takısı (a) ya dayanarak aslında Atel-a yahut da Etil-a olarak açıklamasını yaparlar. Türk ad verme geleneğine göre de Volga yani, İtil-Etil ırmağı kıyısında doğan ci­hangirin adının Etilcik anlamına gelen Etil- A olması gerçeği üze­rinde dururlar. Attilâ ülkeye kesinlikle egemen olduktan sonra 447-448 de Balkanlar üzerinden Bizans’a doğru sarktı. Doğu Ro­ma İmparatoru. II. Thcodcsios’u 6000 libre altın savaş vergisi ile 2100 libre altına haraca bağladı. Bizans imparatoru bu haracı rüt­bece küçük elçilerle göndermeye kalkışınca, Attilâ bunu şerefine yapılan bir saldırı olarak değerlendirdi ve Bizans devletini şiddet­le cezalandırmaya karar verdi. İmparator dehşet saçan bu Türkü kızdırmamak için armağan ve haraçları en üst rütbedeki elçilerle gönderdi. Bu kez Attilâ büyük bir cömertlikle davrandı hatta, Tu­na boyundaki kaleleri bile Bizans’a bırakmakta sakınca görmedi. Ancak Marchianos’un Batı Roma’daki müttefiklerine güvenerek haracı ödemekten kaçınması, Roma’dan beklediği öteki istekleri­nin yerine getirilmemesi bu arada, Attilâ’ya eş olarak sunulan Ho- noria’nın çeyizine karşılık olmak üzere istediği Galia’mn Hun dev­letine bırakılmayışı O’nu batı üzerine yöneltti. 451 de Galia’da Ma- urikum (bugünkü Chalons sur Manne) deki savaş çok şiddetli ol­du. Aetius’un zamanında çekilmesi, savaşın kesin sonuçla bitme­sini engelledi. Bunun üzerine Attilâ 452 de Roma önünde gözüktü. Papa Leo başkanlığındaki heyet, cihan fâtihinin dileklerini kabul ederken, onun şehre girmemesini, askerlerini çekmesini istediler. Attilâ, uygarlığa ve kültüre duyduğu saygı ile geri çekildi. Avrupa tarihinde barbarlığın imgesi olarak gösterilen bu Türk kahrama­nı yanında, 410 da Roma’yı harabeden Got başbuğu Alarik ile 453 te kutsal şehri yakıp yıkan Vandal Kralı Geiserik’in barbarlıkları acaba nasıl açıklanabilir. Attilâ 453 te son emeline erişimeden İl- diko (Hildegund) ile yaptığı evlenme töreni sırasında öldü. Attilâ yeni koşullara uymak, özellikle Roma ile anlaşmak ve kaynaşmak istiyordu. Bunun için de imparator olarak Roma’ya kendini ka­bul ettirmeyi emel edinmişti. Bütün tasarılarını buna göre dü­zenliyordu. Nefsine hakim, son derece ciddî, söz ve ahdine vefalı, zamanının gereği sert tabiatlı idi. Attilâ’nın ölümünden sonra kardeş kavgaları, boy ve il beyle­ri arasındaki çekişmeler Hun imparatorluğunun dağılmasına ne­den oldu. Atillâ’nın en büyük oğlu İleg savaş alanında öldü. Da­ğılan Hunlar doğuya, asıl yurtlarına dönmek istedilerse de bu kez, doğudan kopup gelen Avar Türkleri ile karşılaştılar. Bu yüzden de Tuna boyunda sıkışıp kaldılar. 468 de Dengizik’in Bizans’ta öldü­rülmesiyle, Attilâ’nın çocuklarından hayatta sadece İrnek kalmış­tı. O da kendisine bağlı beyleri alarak Karadeniz’in kuzey kesimi­ne çekildi.

Bu çöküşe rağmen Attilâ ve Hunların şöhreti doğudaki Hunlar gibi günümüze kadar unutulmadı. Nasıl Kuzey Çin’de egemen olan Tslen – Çao, Hon – Çao, Pei – Liang ve Hia sülâleleri kendileri­ni Mete’nin torunları olarak ilân etmekle iftihar eylemişlerse, ba­tı da Tuna Bulgarları kral sülâlesi, Çatalardaki yazıta göre, ken­dilerini Attilâ’nm oğlu İleg’ten, Macarların kral sülâlesi olan Arpadlar da doğrudan doğruya Attilâ’nın torunları olarak, gel­diklerini ileri sürmüşlerdir. Hunların batıya göçüşleri Türk tarihi bakımından yukarıda da söylediğimiz gibi Urallarla Karpatlar arasında kalan bugünkü Güney Rusya’nın XVIII. yüzyılın sonlarına kadar Türk egemenli­ğinde kalışının ve Türkleşmesinin başlangıcı olmuştur. Batı Hunları her ne kadar Avrupa tarihçileri gözünde barbar olarak belir­lenmişse de araştırmalar onların batı kültürüne katkıda buluna­cak güçte olduklarını ispatlamıştır. Hun silâh ve askeri tekniğinin Roma İmparatorluğunca acabte edildiği artık belli olmuştur. Avus­turya’da Simmering ve Carnutum kalıntılarında yani, Roma’nın iki askeri garnizonunda elde edilen silâh buluntuları tamamen Hunlara aittir. 400 tarihlerinde Roma imparatorluğunun askeri düzeninin Hun orduları tekniğine göre kurulmuş olduğunu Macar tarihçisi Alfoldi ileri sürmektedir. Daha sonra BizanslI komutan Belizar da atlı birliklerin Hun askerleri gibi yetiştirmiş ve Doğu Gotlarını bu suretle yenilgiye uğratabilmiştir. Hunlara ilişkin en önemli ören yeri Macaristan’da Nagy – Szeksos’dadıı*. Burada ele geçen buluntuların başında kılıç kayışları, at koşumları, bel ke­merleri ve kurban kazanları bütün özellikleriyle atlı yan göçebe­leri ait olup, bunların benzerlerine Altaylara kadar uzanan bütün bozkırda sık sık rastlamak olanağı her zaman vardır.

KAYNAK:İsmet Parmaksızoğlu-Yaşar Çağlayan-GENEL TARİH 1

http://bilelimmi.com/ciltcilik-nedir/

http://bilelimmi.com/unite-3-ipek-yolunda-turkler-ders-notu/

http://bilelimmi.com/uygurlar/

http://bilelimmi.com/lusitania-faciasi/

Bu yazı 57 kere okundu.
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

Kategoriler
http://bilelimmi.com/bilelimmi-com-hakkinda/ http://bilelimmi.com/iletisim/