Barbaros Hayrettin Paşanın Hatıraları

Paylaş
 

Barbaros Hayrettin Paşanın Hatıraları

Barbaros’un ağabeyi Oruç Reis, ti­caret maksadiyle Şam Trablusu’na giderken Rodos şövalyelerine esir dü­şer; Rodos kalesinde bir müddet esir kaldıktan sonra kaçıp kurtulur. Son­ra Mısır Sultanının hizmetine girer; Rodoslular’la çarpışır. Nihayet İz­mir’e gelir ve gene denize açılır. Ve­nedik gemileriyle savaşa tutuşur.

 

Gemler birbirine yanaştı. Leventler, kâfir ge­milerine atladılar. Sonunda Venedik gemileri zaptedildi. 285 Venedikli esir alndı. 1 20 kadar Ve­nedikli de öldü.

Düşman gemilerindeki mallar. Oruç Reis’in tek­nelerine aktarıldı. Tekneler o derece doldu ki, kap­lumbağaya döndü; kımıldamaya iktidar yoktu. Şen­lik içinde Midilli’ye geldiler. Ben Hızır Hayreddin, ağam Ishak’la beraber, karındaşımız Oruç Reis’i li­manda karşıladık. Bütün hısım ve akrabamız bizim­le beraberdi. Öpüşüp kucaklaştık. Oruç Reis, Midil­li’den çıkalı yıllar olmuştu. Bu kadar zamandan beri birbirimize hasret çekerdik.

Oruç Reis, Midilli’den İzmir’e gitmeye, velinime­ti Sultan Korkut ve karındaşlığı Riyale Bey’le görüş­meye karar verdi. Fakat tam bu sırada Midilli’ye bir haber erişti: Sultan Selim Han Hazretleri tahta otur­muş. Karındaşı Sultan Korkut’la hasım olmuş. Sul­tan Korkut ziyadesiyle korkup kaçmış. Oruç Bey bu haberi alınca pek üzüldü. Büyük karındaşı Ishak Reis, ağam Oruç’a dedi ki:

— «Var imdi buralarda durma. Bu kışı İskende­riye’de kışla. Bakalım ne ola? Elindeki tekne Sultan Korkut’un ihsanıdır. Ola ki sana zarar erişe.»

Oruç Reis, daha hasret gidermeye vakit olmadan hepimizle vedalaştı. Midilli’den hareket etti. Kerpe idası açıklarında 7 düşman gemisini zaptetti. İsken­deriye’ye geldi. Mısır Sultanı, Oruç Reis’in Yahya Re­isle beraber 7 parça ganimet malı tekneyle Isken deriye’ye geldiğini haber aldı. Oruç, Mısır Sultam’n* dan gayetle sıkılırdı. Onun verdiği gemileri Payas’ta Rodoslular’a kaptırdığı İçin mahcuptu. Kendisini Sultan’a affettirmek için ganimet mallarından muhte­şem parçalar ayırdı. 4 cariye ile 4 köle seçti. Sultana sundu. Sultan, pek memnun oldu. Oruç Reis’i ve yoldaşlarını konakladı. Ağam Oruç’a dedi kİ:

— «Ey Oruç Kapdan, seni affettim. Cenâb-ı Hak, affedici kullarını sever. Gerçi benim 16 pare tekne­mi yaktırdın. Ama İçinden bir tek levendin burnunu kanatmadın. Hepsini kurtardın, kâfire bir tek esir vermedin. Ben gemilerimin yanmasına kızmadım. Cenk ahvalidir, her şey olur. Senin dönüp yanıma gelmediğine kızdım. Ancak şimdi seni affettim. He­men sağ olasın. Tekrar hatırımı aldın.»

 

Böyle deyip ağama çok ikram etti. Ağamın getir­diği hediyelerden fazla peşkeş verdi. Oruç ağam İzin aldı. Kahire’den İskenderiye’ye döndü. Sultan, İskenderiye valisine emir yazmıştı. Vali, ağamı ve levendlerini ağırladı. Bir miktar safa ile vakit geçti. Ba­har geldi. Oruç Reis, Sultan’a name gönderip gazaya çıkmak İçin izin istedi. İzin çıktı. Ağam, Kıbrıs su­larına doğru açıldı. O sularda 5 aded Venedik tek­nesini ganimet aldı. Oradan batıya gitti. Tunus sahil­lerinde Cerbe adasına geldi. Ganimet malını Cerbe tacirlerine sattı. Her levendin payına 25  Vene­dik çuhası, 4 tüfek, 4 tabanca ve 171,5 altın düştü. Oruç, İskenderiye’ye giden bir gemi buldu. En âlâ­sından çuha, tüfek, tabanca ile 13-14 yaşlarında bir kâfir oğlancığı ayırdı. Mısır Sultanı’na gönderdi. Sultan:

«Dünyada nimet hakkın gözeten ve İyilik bilir adam varsa,» dadi; «oğlum Oruç Kapdan’dır.» Bu minval üzre ağama çok dualar etti. Araların- da muhabbet bir İken bin oldu. Ağam, Cerbe sularında avlanmaya devam etti. 5-10 parça gemi daha zaptetti.

«SANDIM Kİ DÜNYALAR BENİM OLDU!»

Biz gelelim memleket ahvaline. Sultan Salim Han tahta oturunca, karındaşı Sultan Korkut’la arala­rında ihtilâf çıktı. Sultan Selim, karındaşının üzeri­ne asker gönderdi. Aramadık yer komad?, fakat Sul tan Korkut’u bulamadı. Ol zaman kapdanpaşa, İs­kender Faşa idi. Gayetle zalim bir adamdı. Akdeniz’e çıkıp derya üzre iki kürekli bir kayık gezdirmezdi. «Sultan Korkut’un adamıdır» diye kaptanlara çok zu­lümler eyledi. Ben bunları işitince, Midilli’den ayrıl­maya karar verdim. Bir tekneye buğday yükleyip alelâcele Şam Trablusu’na gittim. Buğdayı siyah arpa ile değiştirip Preveze’ye geldim. Burada arpamı sat- tim. At, kısrak ve katır satın aldım. Preveze’nin kar­şısında Ayamavri adasına demir attım. Limanda ya­tar 24 oturak güzel bir gemi gördüm. Hayran ol­dum. Sorup öğrendim. Fettah Kapdan nam bîr Türk’ ün teknesiymiş. Fettah Kapdan yakınlarda ölmüş. Vâ­risleri, gemi satılsın diye buraya göndermişler. Bu teknenin âşık-ı şeydâsı olmuştum. Ne isterlerse ve­recektim. Nihayet 6 kese akçaya uyuştum. Gemiyi satın aldım. Sandım ki dünyalar benim oldu! Yeni tekneme bindim. Diğer gemilerimi de aldım. Akde­niz’i kuzeyden güneye baştan başa geçtim. Cerbe ada­sına geldim Ağam Oruç’la buluştum.. İki karın­daş «Nereye gidelim?» diye düşünürken, Tunus’a gitmeye karar verdik. Dedik ki: «Ömrün âhırı ma­demki Ölümdür, bari gazâ yolunda can verelim.»

Ben, ağam Oruç ve Yahyâ Reis, her birimiz bir gemiye binip Tunus’a geldik. Tunus sultanına çıktık. Peşkeşlerimizi sunduk. Dedik kî «Bize ülkenizde bîr yer verin. Gemilerimizi orada barındıralım. Hak yoluna gazé Aldığı­mız ganimeti Tunus pazarlarında satarız. Müslümanlar faydalanır, ticaret gelişir. Size de ganimet malın­dan sekizde bir hisse veririz.»

Tunus Suİtanı: «Pek mâkul söylersiniz gaziler,» dedi; «hoş geldiniz, safâlar getirdiniz. Ocak sîzindir.» MUBAREK OLA…»

Sultan bize verdi. Kışı bu harda deryaya miz vardı. En 150 kâfiri esir ufukta bir gem lah Bursa’nın cüssesi vardı. Gemilerimizden birinin kapdanı Deli Mehmed’di. Çok yiğit bir delikanlı idi. B^nim sağ kolumdu. Bi­ze dedi ki:

— «Ey kapdan babalarım, izin ve­rin, emredin, çidip bu gemiler devini ben alayım.»

 

Deli Mehmed’in şevkini kırmamak için izin verdim. Fakat onun teknesi, düşmanın teknesinin yanında fındık kabuğu gibi kalıyordu. Biz de Mehmed’in arkasına takıldık. Düşman teknesine yanaştık. İçinde bir tek can yoktu. Meğer uzaktan bizim gemilerimizi gör­müş, sandallarına binip kaçmışlar. Tekneye çıktık. Ağzına kadar buğday yüklüydü. Deli Mehmed’i se­lâmladık:

— «Gazan mübarek ola,» dedik.

Ertesi sabah iki gemi daha zaptettik. Birinde bal, zeytin, peynir vardı. Diğeri bir Ceneviz teknesiydi. Demir yüklüydü. Dağ gibi ganimetle top, tüfek ata­rak Tunus’a geldik. Cümle gaziler doyum oldular. Sultan’ın hissesini ayırdık. Fakir fukaraya da çok mal sadaka ettik. Çok dualar aldık.

KAFİRLER KORKMAYA BAŞLIYOR

O kışı gene Tunus’ta geçirdik. Bahar gelince se­fere çıktık. 13 günde Mora’da Anapoli limanı açık­larına geldik. Ispanya’ya gider büyük bir kâfir tek­nesine rasladık. İçinde 3*4 yüz cenkçi vardı. Altın iş­lemeli sancaklarımızı çekip toplarımızı ateşledik. Ye­di defa düşman teknesine yanaşmak istedik. Yedinci- sinde yanaştık. Azîm cenk oldu. Fakat kâfir tekne- sinî raptettik: 150 yoldaşımız şehit oldu çok sayıda levend yara aldı. Öğrendik ki, kâfir teknesinde 525 kişi varmış. Bunlar’ın 183’ünü esir aldık. Gerisi ölmüş­tü. İçlerinde Ispanya’da büyük bir memleketin vali­si de vardı. Bir gemi daha zaptedip Tunus’a geldik. Ağam Oruç yaralanmıştı. Tunus’ta tedavi gördü, din­lendi. Ganimet malımız arasında 70-80 papağan ve 20 doğan kuşu vardı. Bunları Tunus Sultanı’na ver­dik. Bu seferden sonra namımız bütün kâfir menv leketlerine yayıldı. Bizi ortadan kaldırmak için kâ­firler ittifak eylediler. Dediler ki:

— «Oruç ve Hızır Hayreddin namında iki Türk peyda olmuş. Bu Hıristiyan düşmanı yılanlar ejder­ha olmadan, basalım, isimlerini yeryüzünden sile­lim. Şimdi fırsat verirsek, belli ki bu Türkler başı­mıza çok iş açar.» Ispanyol kâfiri bu minval üzere 10 pare mükem­mel kadırga donattı. Maksatları bizi yakalamaktı. Fakat onlar gelmeden biz deryaya açıldık. Ceneviz’e gitmek istiyorduk. Rüzgâr muhalefetinden Cezâyir sahillerine vurduk. Becâye nam Cezâyir kalesinin önünde demir attık. 10 pâre Ispanyol kadırgası da bizi Ceneviz taraflarında bulamayınca Becâye’ye gel­di. Sahil üzerinde cengi kabul etmek çok tehlikeliy­di. Hemen deryaya açıldık. Kâfir kadırgaları kaçtı­ğımızı sandılar, peşimize düştüler. Kâfi derecede sa­hilden açılınca ağam Oruç, hemen dönüp kadırgala­ra yaklaşmamızı emretti. Böyle bir şey beklemeyen düşman çok şaşırdı. Büyük cenk oldu. Hemen kadır­gaların kapudâne teknesi olanına yanaştık. Koca- ka­dırgayı ve diğer üçünü zaptedince ötekiler kaçtı. Varıp Becâye kalesi altına sığındılar. Oruç Reis, kale altına girip kadırgaları yakalamak istedi. Ben mâni olmak istedim. Ağamın emri, çok tehlikeliydi. Ted­bir bu İdi ki, aldığımız 4 kadırga ile Tunus’a döne­lim, 6 kadırgayı kendi haline bırakalım.

4 GEMİ, 14 GEMİ OLMUŞTU!

Fakat çok atak olan ağam Oruç benî dinlemedi. Taarruza karar verdi. Halbuki Becâye kalesinde çok Ispanyol kâfiri vardı. 6 kadırgadaki Ispanyol, tek­nelerini boşaltıp, kaledeki yoldaşlarıyla birleştiler. Ağam, kaleye hücum etti. Sahile çıktık. Kaleden üze­rimize yağmur gibi top gülleleri ve tüfek misketle­ri yağıyordu. 60 şehit, bir o kadar yaralı verdik. Bel­ki kaleyi düşürebilirdik. Fakat çengin en kızgın anın­da ağamın sol koluna bir misket isabet etti. Düş­man bunu gördü. Kaleden çıkıp levendlere saldırdı. Ağamın ağır şekilde yaralanmasına çok üzülmüştüm. O hınçla 3-4 yüz levendle kâfirlere öyle bir giriş gir­dim ki, melunnları kıra kıra kale kapılarına kadar sürdüm. 300 kâfiri öldürdüm, 150’sini esir ettim.

Daha fazla kale önünde durmak münasip değildi. Ağam Oruç yarasının şiddetinden kendinden geçmiş­ti. Levendleri toplayıp gemilere bindirdim. Kâfirler kaleden gemilerimize gülle yağdırıyorlardı. Fakat Al­lah’ın inayetiyle hiçbiri İsabet etmedi. 14 parça ge­miyle Tunus’a döndük. Oruç Reis’in yarasını cerrah­lar hoşça tımar edip sardılar. Amma ıstırabı gün­den güne arttı. Cümle cerrahlar toplandılar, bana aaldiler:

 

  • «Eğer karındaşının kolu kesilmezse âkıbet vahîm olur,» dediler; «sonra bizden bilmeyesin.»

Tunus halkı 4 gemiyle sefere çıkıp 14 gemiyle döndüğümüzü görünce zi­yade şâd oldu. Ancak Oruç Reis’in kolcağızının haline cümle Müslüman lar ağladı. Cerrahlara dedim ki:

  • «Ağam Oruç’un kolunu, kim kurtarırsa, onu terazinin bir kefesi­ne oturtacağım. Diğer kefesine altın koyup ihsan edeceğim. İsterse beğen­diği 10 esiri vereceğim.»

AĞAM ORUÇ’UN KOLU KESİLİYOR

Cerrahlar tekrar toplandılar. Meş­veret ettiler. Fakat ağamın kolunu kesmekten başka çare bulamadılar. izin verdim. Ağamın kolcağızını şehit edip kesti­ler. Tımar eylediler. Hüngör hüngür ağladım. De­di ki:

— «Niçin böyle âh edip ağlarsın? Takdîri Rab bâna? böyleymiş. Elden ne gelir? Elhamdülillah ki ko­lumu gazâda kaybettim. Bu saadet bana yeter.»

http://bilelimmi.com/yunus-emre-kimdir/

http://bilelimmi.com/osmanli-devletinin-kurulusu/

http://bilelimmi.com/abdurrahman-gazi-kimdir/

http://bilelimmi.com/orhan-beyin-hayati/

Bu yazı 87 kere okundu.
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

Kategoriler
http://bilelimmi.com/bilelimmi-com-hakkinda/ http://bilelimmi.com/iletisim/