BABİLLİLER

Paylaş
 

BABİLLİLER

Babilliler, Sâmî ırktan bir milletti. Yeryü- zündeki ilk medeniyetlerden birini kurmuşlar, bu arada astronomi ve astroloji ilimlerinde çok ileri varmışlardı. Yıldızların gezeğenleriy­le durağanlarını ilk ayıranlar, Ay’la Güneş’in hareketlerini ilk önce ayırdedenler onlar ol­muştur.

Babilistan denilen memleketlerinin Basra Körfezi’nden Hindistan’a deniz yolu ile ya­kınlığı bulunduğu için, Babilliler’in, medeni­yeti Hindistan’dan almış olmaları ihtimali vardır. Tarihçi Herodotos’un ve çağdaşlarının iddialarına göre, Babil’in çok süslü, çok iti­nalı binaları Babilliler’in mimarlıkta pek ile­ri gitmiş bir millet olduğunu gösterir. Ge­ne aynı kaynaklardan bu kavmin mimarlıkla at başı beraber giden daha başka sanatlar­da da, devre göre parmakla gösterilecek ka­dar ilerlemeler kaydetmiş bulundukları an­laşılıyor.

Babilliler gibi Sâmî ırktan olan Asuriula- rın sonradan Babil’i zaptetmeleri bu iki mil­letin kaynaşarak bir tek millet vücuda ge­tirmeleri sonucunu doğurmuştur. Asurluiar,. Babilliler kadar ileri bir medeniyete ulaşmış değillerdi. Ancak, savaşçılık bakımından ve kuvvetçe Babi11ilerden ileri oldukları için, bu iki kavmin birleşmesi, medeniyetle kuvve­tin birleşmesi olmuş, Babibi11iler medeniye­ti, Asurluiar kuvveti temsil ederek, her iki kavim de maddi ve mânevi iki kuvvet un­surunu nefsinde toplıyan bir büyük kitle vü­cuda getirmişlerdi. Bunun sonucu olarak, Ba­billiler, memleketlerini böylece paylaşmakla bir şey kaybetmiş olmadılar, tersine, kazan­dıkları kuvvet sayesinde ülkelerini genişlet­mek imkânını buldular. Buhtunnasr zama­
nında, Cezire, Şam ve Filistin taraflarını zap­tettiler.

Milâttan beş yüz küsur yıl önce, Iran hü­kümdarı Keyhusrev, Babil ülkesi ve Batı As­ya üzerine yürüyerek Asur devletine son ve­rince Babilliler büyük bir baskı altında kal­dılar, eski medeniyetlerini büsbütün kaybet­tiler. Ancak, o tarihte memleketleri henüz pek mamur bulunduğundan, hanlıların bu işgali altında da tarım ve ticaretle uğraştı­lar, zenginliklerini devam etttirdiler.

Babilliler’in Çöküşü

İskender’den sonra ortaya çıkan küçük devletler zamanında, sonra Sasanîler devrin­de, Babillîler’le Asurluiar biribirine karış­tı, dilleri de biribirine yakın, biribirinin ben­zeri olduğundan, bir tek kavim haline gel­diler; öte yandan, hanlılarla ve Araplarla da karıştılar. En sonunda, İslâmlığın doğu­şunda, Babil’in Islâm memleketlerine karış­ması üzerine büsbütün Araplaştılar. Eski de­virlerin Babil’i yerine İslâmlığın Bağdat’ı, Basra’sı, Kûfe’si kurulunca, bu şehirler Arap ve Islâm medeniyetinin merkezi olunca, Ba­billiler, tamamen Arap âlemi içinde eridiler, milliyetleri adına hiçbir şeyleri kalmadı.

Babilliler, Doğu dillerinde Keldanî diye de anılır. Bugün o çevrede hak. Cezire tarafla­rında Keldanî adiyle bir topluluğa raslanırsa da bu sırf bir mezhep topluluğundan ibaret­tir; bunlar Hıristiyanlığın Nasturî mezhebin- dendir. Kendi patrikleri, ruhani başkanları varsa da, ayrı dilleri yoktur, Arapça konu­şurlar.

Babil Medeniyeti

Babilliler’in yazılı kitapları ele geçmedi­ğinden, kurdukları medeniyet hakkında edi­nilen fikir, sadece tarihî rivayetlere, mimar­lık eserlerinin taştan kalıntılarına ve ya­zıtlara göre verilmiş hükümlerden ibarettir. Yalnız, Buhtunnasr’ın esir ederek Babil’e gö­türdüğü İsrailliler, orada öğrendikleri Babil diliyle «Tevrat» gibi, daha başka kutsal ki­taplar gibi eserler bıraktılar. İbranî yazısiyle yazılmış olan bu eserlere bakarak Babil dili hakkında bir fikir edinilebilmektedir. Bu ki­tapların İbranî yazısiyle Süryanî ve Arap dil­lerindeki tercümeleri karıştırılınca, bu diller arasında yakınlık bulunduğu görülür.

Bu yazı 97 kere okundu.
  • Site Yorum

Bir yorum bırak

Kategoriler