• DOLAR
    7,6644
  • EURO
    8,9675
  • ALTIN
    468,82
  • BIST
    1,1681
Aydınlanma Felsefesi Nedir?

Aydınlanma Felsefesi Nedir?

Feodalite adını verdiğimiz ekonomik ve sosyal ortamın ürünü olan düşünce biçimi, dine, kiliseye, öteki dünyaya dönük, insandan kopmuş, gerçek dünyanın dışında kalan bir düşünce biçimidir.Feodal düzen içinde yavaş yavaş gelişerek iktisadî ve sosyal alanda üstünlüğü ele geçiren sınıfın burjuva sınıfı olduğunu belirttik. İşte maddî temellere dayanan bu olay, yani bir sosyal sınıfın ortaya çıkarak siyasî iktidara adaylığını koyması olayı, her zaman olduğu gibi, yeni bir dünya görüşü, yeni bir felsefe, yeni bir iktisadî ve sosyal doktrini de beraberinde getirmiştir, işte burjuvaziye özgü bu genel dünya görüşüne «aydınlanma felsefesi» diyoruz.Aslında onsekizinci yüzyılda hâkim olan tek bir felsefe ve siyaset doktrininden söz etmek mümkün olmamakla birlikte, bu alanda genel bir eğilimin varlığı da inkâr edilemez. Bu eğilim, peşin yargılara dayanan geçmişin değerlerine karşı çıkan, evrensel akla dayanan bir düşüncenin ürünü olan genel yararı ön plana alma eğilimidir.

Burjuvazi, geliştiği ülkelerdeki üretim tekniğine ve içinde bulunduğu özel koşullara göre ortaya birbirinden farklı iktisadî görüşler atmış olmakla birlikte, aydınlanma felsefesinin temel ilkelerini benimsemekte aşağı yukarı birleşmektedir.

Onsekizinci yüzyıl Fransız burjuvazisi, akla öncelik tanıyan bu dünya görüşüne dayanarak eski rejimi sıkı bir eleştiri süzgecinden geçiriyor, kendi amaç ve isteklerine uygun olarak biçimlendirilmiş bulunan bu dünya görüşünü, bütün Fransızlara, bunun da üstünde ona evrensel bir nitelik kazandırarak bütün insanlara seslenen bir felsefe haline getirmeyi başarıyordu.

Aydınlanma felsefesinin dayandığı ilkeler, yalnızca burjuvaziyi değil, bütün insanları kapsayan, eski düzenden yana olanlara karşı (asiller, rahipler) bütün insanların mutluluğunu amaç edinmiş görünen ilkelerdir. «Hürriyet», «ilerleme». «İnsanın değeri» gibi kavramlar, bütün insanlığı hedef tutmaktadır. İnsanın özü gereği bir değer olduğu, burjuva felsefesinin temel ilkesidir.

Onsekizinci yüzyıl aydınlanma felsefesinin amacı, evrensel insanın mutluluğunu sağlamaktır. İleride değineceğimiz, 1789 tarihli insan ve Yurttaş Hakları Bildirisi’nin evrensel niteliği, bu tutumu açıkça göstermektedir. Bütün insanlığı mutluluğa kavuşturacak yönetim şekli, insan aklı tarafından bulunabilir. İnsanların yönetiminin kaynağı artık gökyüzünden yeryüzüne indirilmiştir.

Burjuvazinin iktisadi gücü ele geçirdiği dönemde, kendi aklıyla kendi mutluluğunu sağlayabilecek evrensel insan anlayışına varılmasını önleyen engel, insanların kanunlar önünde eşit olmayışlarıydı. Hukukî imtiyazlar, akılcı bir eleştiriye dayanma gücünden yoksundurlar, işte bu eşitsizliğin kaldırılmasından büyük ölçüde yararlanacak olan burjuvazi, hukukî imtiyazların akla aykırı olduğu fikrini ortaya etmiştir, insanların doğuştan hür olduklarını ve birtakım haklara eşit olarak sahip bulunduklarını kabul etmek gerekir; çünkü evrensel akıl bunu emretmektedir.

Hukukî imtiyazların kaldırılması ancak, mutlak monarşinin dayandığı feodal yapının ortadan kalkmasıyla mümkün olabilecektir. Burjuvazinin yararı ise hukukî imtiyazlara ve farklılaşmalara son verilmesidir, iktisaden güçlü fakat hukukî imtiyazlardan yoksun bir sınıfın mensupları olarak burjuvaların çıkarları, hukukî imtiyazlara karşı savaş açmak, mensubu bulundukları üçüncü sınıfın (Tiers Etat) bütününün bu savaşa katılmasını sağlamaktı.

Görüldüğü gibi, aydınlanma felsefesinin ilerlemeden yana oluşu, insanın mutluluğa yeryüzünde kavuşabileceğini kabul etmesi, akılcılığı, o dönemde burjuvazinin olduğu kadar bütün insanlığın da çıkarlarına uygun düşmektedir. Ne var ki bu akılcı dünya görüşünün getirdiği hürriyet bir yandan da ticaretin gelişmesini; mutluluğa yeryüzünde kavuşma imkânı ise, üretimin artışını sağlamaktadır. Başka bir deyişle, özel mülkiyetin kutsal sayıldığı bir ortamda ileri sürülen bu fikirler, ileride göreceğimiz gibi, sonuçta yeni üretim araçlarını ele geçirmiş bulunan burjuvazinin gelişmesine ve siyasî iktidarını meşrulaştırmasına yaramaktadır.

Nitekim bu dönemin fikri gelişmelerini incelemiş olan Fransız yazarlarından M. Leroy’nın da isabetle belirttiği gibi. onsekizinci yüzyıl felsefesi, «atılgan ya da ihtiyatlı, dindar ya da dinsiz, her ne şekilde görünürse görünsün, bir burjuva felsefesidir».

Sosyal Medyada Paylaşın:
Önceki Yazı
Sonraki Yazı

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • ÇOK OKUNAN
  • YORUM