AVARLAR

Paylaş
 

AVARLAR

Avarları tanımak için kısa da olsa IV. yüzyılda Anayurt’ta kendini gösteren gelişmelere dönmek zorunluluğu vardır. Büyük Hun imparatorluğunun dağılışından sonra Anayurtta iki Türk kavminin siyasi faaliyeti üstlendikleri görülür : Tabgaç (T’o-pa) ve Avarlar (Juen-Juen). Gerek T’o-pa’ların. gerek Juen – Juen’le rin Türklüğü henüz kesinlikle aydınlanmamış bulunmaktadır. Grousset T’o-pa’lar için hiç kuşkusuz Türk, Ligcti büyük bir ola­sılıkla Türk, Eberhard ise büyük bölüğü Türk’tür diyerek bir değer­lendirme yapmışlardır. T’o-pa devletinin kuzey alanlarında yer­leşmiş olan Juen- Juen’ler için ise Pelloit, bunların Moğol-Türk karışımı oldu görüşündedir. Buna karşılık Marquart ve Grausset ile Czeglcdy Avarların Akhunlar (Eftalit) boylarından oluştukla­rını, aralarında Fin-Ogur kökenli boyların da bulunduğu görü­şünü ileri sürerler. Gumilev ve Artamonov gibi Sovyet tarihçileri ise Avar kitlesinin Ogurlardan ibaret olduğu adlarının da Var ve Hunni’den gelme bir söz olarak açıklanmasının gerektiği kanısın- dadırlar. Priskos – Rhctor ise Avar sözünün «karşı koyan» anla­mında kullanıldığını bize haber vermektedir.

546 yılında Gök – Türk federasyonunu meydana getiren Bumin’in Avar Kağanı Anagay’a karşı başlattığı ayaklanma 552 yı­lında sonuçlarını verdi, Anagay’ın savaş meydanında ölümünden sonra dağılan Avarlar batıya doğru çekilmeye başladılar. .Önlerine çıkan Sabir ve Onogurları hatta Macar ve Slav boylarını da kendi­lerine katarak on yıl sonra 562 de Aşağı Tuna boylarına yerleşti­ler ve Bizans imparatorluğu ile komşu oldular. Böylece 796 da son Avar müstahkem mevki’i düşünceye değin Doğu ve Orta Avrupa tarihinde önemli izler bırakan Avar krallığını kurdular.

Avar egemenliği Macaristan’daki Gepid’leri buradan söküp çıkarmakla Longobard ve daha önce bu yöreye gelmiş bulunan Bulgarları İtalya’ya göçe zorlamakla 568 de Orta Avrupa’da kesin­likle yerleşti. Osek (Eszek – Sirmium) ve Belgrad (Singidumun) kalelerini de Bizanslılardan almakla Balkan yarımadasının da ki­lit noktalarını tutmuş oldu. 597 de Bayan Kağan Avar egemenli­ğini İstanbul surlarının önüne kadar yayarken, batıda da Galia ve İtalya geniş ölçüde Avar askerî faaliyetlerine sahne oldu. Kuturgur, Bulgar, Hun, Gepid ve çok sayıda Slavların karışımından olu­şan Avar devleti VIII. yüzyılın başında dünya siyasetine yön ve­ren bir yüksekliğe erişmişti. 626 da Sasanî İran’la işbirliği ederek İstanbul’u kuşattılar. İstanbul ancak Patrik Sergeos’un azmi ve cesareti sonunda kurtuldu. Ama Yunanistan’a dek bütün Balkan yarımadası Avarların getirip yerleştirdikleri Slavlar özellikle Sırp ve Hırvatlar için yeni bir vatan oldu. Bu gelişme Avarlardan iti­baren Türk tarihinde önemli bir dönüm noktasıdır. Slavların kom­şuluğu özellikle Türkler için öteki komşu kavimlerden daha faz­la önem taşır. Bu komşuluk Avarlann Slav kitlelerini Balkanlara, Tuna boylarına kaydırışlarından beri yüzyıllar boyunca Türklük için tehlikeli, hatta yokedici olmuştur. Avarlar, Balkanları Slavlara açtılar. Mora yarımadasına kadar onları kendileriyle birlikte bu yarımadada yerleştirdiler. 750 yıllarında Atina çevresinde Avarlara rastlandığı gibi, çok sayıda da Slav boyları bulunuyor­du. Son zamanlarda Korinthe’de bulunan kalıntılar Avarların bu­rada yerleştiklerini göstermektedir. Arnavutlukta keşfedilen Prestovats hâzinesi Avarlardan kalma olduğu gibi, Navarin (Navari- no-Anavarin) limanı da adını bu Türk kavminden almaktadır. Daha kuzeyde Antivari (Civitas Avarorum), Mergen limanları da adlarıyla Avarların anılarını yaşatmaktadırlar. Macar ve Slav dil­lerindeki Bân – Bey ünvanı da Avar dilindeki Bağan sözünden in­miştir. VIII. yüzyılın ikinci yarısında Adriya denizi kıyılarını işgal eden Slav kitlelerinin başında Külüg, Kösenci, Müleg, Alp-il, Tu­gay, Buga gibi Avar beylerinin bulunduğunu fakat, bunların artık Slavlaşmış olduklarını söyleyebiliriz. Slav yayılışı ve Slav tarihi- hine bu derecede hizmet eden Avarlar hakkında Slav tarihçileri o kadar sempati ile söz etmezler. En eski Slav atasözlerinden biri olan «Avarlar gibi mahvoldular» tümcesinde Avarların yok olu­şundan duyulan sevinç sezinlenmektedir.

Avar egemenliğinin ilk sarsılışı İstanbul kuşatmasının başarı­sızlıkla son bulması üzerine kendini gösterir. Avarlar ilk darbeyi eğittikleri, askerlik tekniklerini öğrettikleri, uygarlaştırdıkları Slav boylanndan yediler. Avar devletinin içten sarsılmasını dış saldırı­lar izledi. (791 -796). Frank devletine ve İmparator Büyük Karl’a açtıkları savaş onların hem İtalya’dan hem de Bavyera’dan çe­kilmelerini zorunlu kıldı. Bohemya’daki ikinci savaşı kaybetmele­ri ise devletin içten çökmesine neden oldu. Avar Kağanı Tudum hıristiyanlığı kabul etmek zorunda kaldı. Güney kesiminde ise Bulgar Kağanı Kurum, Balkan yarımadasındaki Avar egemenli­ğine son vermiş bulunuyordu. Frankların boyunduruğu altına dü­şen Avarlar, onların sert yönetimine karşı baş kaldırınca bağımsız Avar devletinin de sonu gelmiş oldu. Büyük bir kıyıma uğrayan Avarlardan kurtulabilenler eski metbularına (Slav ve Bulgarlara) sığınmak zorunda kaldılar ve özellikle Slavlaı* arasında eriyip kay­boldular. Bununla birlikte bu yöreye gelen Macarlar 875 te bura­da sayıları bir hayli olan Avar kalıntılarıyla karşılaşmışlardır.

Avar kültürü çok geniş bir alana yayılmıştır. Bu kültürün et­ki alanı Kama ırmağı boyundan Karadeniz kıyılarından Moravia, Almanya hatta Merovenjler çağı Fransasına dek uzanır. Avar kül­türünün yine kendilerini yarattığı konglomara (karmaşık halk yı­ğını) içinde yani; Gepidler, Longobartlar, Sırp ve Hırvatlar üzerin­deki etkisi de ayrı bir konu teşkil eder. Genellikle Avar kültürü belirgen olarak ortaya çıkarıldığı yerlere göre adlandırılır. Bunla­rın en eskisi, ilk Avar kalıntıları diyebileceğimiz yapıtlar Keszt- hely (Kesteli) üslûbu adiyle adlandırılır. Bunu Kuturguların da etkisi görülen ikinci devre üslubu Firtos buluntuları izler. Ama en parlak yapıtlar Nagyszentmiklos (Nagisenmiklos) kalıntıları olu Avar, Bulgar ve Pecenek Türk damgasını taşımaktadırlar. Önemli olan Avarlarm pek çok Germen ve Slav kavimlerle İtalya ve Bi­zans gibi Yunan ve Roma uygarlıklarının varisleriyle iki yüz yıl boyunca bir arada yaşadıkları halde İç Asya’dan getirdikleri kül­tür değerlerini korumaları ve bu kültürü yine kendileriyle akraba Bulgar ve Pecenek üslupları ile takviye edip yaşatmalarıdır.

Kaynak:İsmet Parmaksızoğlu-Yaşar Çağlayan-genel tarih

Bu yazı 39 kere okundu.
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

Kategoriler
http://bilelimmi.com/bilelimmi-com-hakkinda/ http://bilelimmi.com/iletisim/