Atatürk’ün Dört Denizaltısı

Paylaş
 

Atatürk’ün Dört Denizaltısı

Türk silahlı kuvvetlerinin denizaltıcılık geçmişi oldukça eskidir.Bu yazımızda aynı zamanda Atatürk ün Dört Savaş Gemisinin hikayesiyle birlikte ilk türk denizaltı tarihini incelemiş olucağız.

 

DÜNYA denizaltıcılık tarihiyle başlayan Türk Denizaltıcılık Tarihi’ni, aynı zamanda denizaltı gemisi yapma çabalarının bir başlangıcı olarak kabul edebiliriz.

1885 yılında İsveç’te Landskrona’da Norden- felt fabrikası tarafından yapılan, yaklaşık 19.5 metre (64 kadem) uzunluğundaki ilk denizaltı gemisinin tecrübelerine Türkiye’den de bir temsilci istenilmiş ve Ber­lin Ataşesi Halil Bey’in bu tecrübede bulunması uygun bulunmuştur.

Geminin dalış tecrübesinde hazır bulunan Halil Bey’in 25 Kasım 1885 (17 Safer 1303) tarihli raporu üzerinde incelemeler yapılmış, bu geminin daha mütekâmili olan 3 torpedo taşıyan ve yaklaşık 30.5 metre (100 kadem) uzun­luğundaki iki denizaltı gemisinin Hazine-i Hassa’dan parası ödenmek üzere siparişi yapılmıştır. 23 Ocak 1886 (11 Ocak 1301) tarihinde yapılan sözleşmeye göre (1), gemilerin tekmil tekne akşamı, iç teşkilatı, makine ve cihazları san­dıklar içinde gelecek İstanbul Tersane-i Amire’sindeki Taş- kızak’ta monte edilecekti. Montaj esnasında noksan ve tecrübede iyi netice vermeyen imali gereken parçalar yine Tersane-i Amire de yapılacak, işçi ve teknik askeri personel ceminin montesinde görev alacaktı.

Denizaltı gemisi yapma tekniğinin başlangıcı olan ve o zaman için çok gizli tutulan bu silahta Türk personelinin çalıştırılmasının sözleşmeye konmasını personel yetiştir­meye yönelik bir nevi eğitim olarak kabul etmek gerekir. Çünkü henüz doğmaya başlayan denizaltı gemisi yapma^ tasarıları ve casusların kanalı ile denizaltı tekniğinin takip edilmesi, ceket düğme deliklerinden gizli fotoğraflar çek­meler bu zamanın belgelere dayanan tarihi gerçekleridir. Bu bakımdan ilk denizaltı gemilerimiz “Abdülhamit” ve “Abdülmecit”in 1886-1887 yıllarında inşalarının devamı müddetince Türk işçi ve askeri teknisyenlerinin çalışması geleceğe yönelik bir düşüncenin varlığını ortaya koyar. De­nizaltı gemilerinde çalışan işçilerin iktisadi kriz dolayısıyla paralarının verilemediğinden yakınılan belgeler mevcuttur. Bu belgeler bize çalışan Türk işçisinin fazlalığını da gösteri­yor. Bu geminin, Osmanlı İmparatorluğunun çöküntü za­manına tesadüf etmesi bu silah üzerindeki çalışmalara fırsat vermemiştir.

O tarihlerde çıkmakta olan bir gazete havadisi, “The Story of the Submarine” (1908) adlı bir Ingiliz kitabına şöyle nakledilmiştir:

“Öğleden sonra, 14.30’da Galata Köprüsii’ne doğru yak­laşan 2 numaralı “Nordenfelt” gemisi, köprüdeki insanların dikkatini çekerek hayretini uyandırdı.* Denizaltı, yolu üze­rinde durmakta olan kayıkların ve layterlerin arasından sızıp, akıntıyı da yenerek gayet mahirane, köprünün dar aralıklarından geçerek Haliç’ten çıktı. Binlerce seyirci koprünün Üstünde ve Saraybumu’nda toplanmışlar, bir kısım­ları da sandallan ile çıkmışlardı. Bir balık sırtı gibi görünen bu gemi balinaya benzetiliyordu. Saraybumu’nun kuvvetli akıntısı içinde pervanesi alçak devirle dönüyor ve böylece gemi yerini muhafaza edebiliyordu. Bu akıntılı sahada de­nizaltı muhtelif şekilde müsademe durumlarına maruz kaldı daha sonra akıntıya karşı giden ve rüzgâra karşı da sahil­den açmak üzere çabalayan büyük bir layter, denizaltının çok yakınından geçerek pervanesine çarptı. Şans eseri olarak boş olan bu gemide, dipte açılan deliğin bulunması kolay oldu ve sahile emniyetle ulaştı. Denizaltının pervane­sinde de küçük bir hasar oldu.

“Akıntı içinde 15 dakika kadar beklemeyi müteakip, Üsküdar önlerinde yatmakta bulunan bir vapura su üstün­den hücum etmesi emredilen denizaltı, kendi boyu kadar mesafeden dönerek akıntıya karşı atılmış giderken gerek dumanın çıkmayışı ve gerekse dış boyasının deniz rengine uygun oluşu* çok büyük bir siluet göstermesine yardım ediyordu.

“Her iki taraftan su yığınları bırakıp suyu bir sapan gibi yararak giden denizaltı hedefe yaklaştığı zaman kovan ka­paklarının açılmasıyla suyun kovanlara hücum ederek hava­nın firar etmesi neticesinde iki su sütununu havaya yük­seltmiş ve torpidosunu attığını anlatmıştır. Sarayburnu’na döndüğünde akıntıya karşı seyrederek sürat denemesinin yapılması emredildi. Bu denemede yaklaşık 5 mil, sahile nazaran ise 8 millik bir hız sağlanmıştır. Bu seyrinden de dönüşünde su altından hedefe hücum etmesi emredildi. Kısa bir zaman içinde dalışa geçen bu gemide cam tarassut kulesinden başka bir şeyi görünmez oldu. Hedefe yaklaş­ma safhasında artık gözle takip edilemeyecek şekle geldi ve kısa bir zaman sonra hedefin arka tarafından dolaştı, bu sefer su sütunları yükselmedi, zira kovanlardan çıkan hava su içerisinde dağılmıştı, fakat bu anda gemi korkunç bir şekil arz etmiş, kovandan çıkan Whitehead torpidosu başı hafifletmiş, ve geminin kıçını süratle ağırlaştırarak göm­müştü. Yine bir defasında, yanından geçen bir teknenin çıkardığı sular, denizaltının tarassut kaportasından içeriye dolmuş,’gemi menfi sephiye alarak dalmaya başlamış, bu esnada tarassut cam kubbesi kapanarak daha fazla suyun içeriye girmesine engel olunmuş ise de gemi kurşun gibi dibe oturmuş ve sarnıçlarındaki su tahliye edilmek suretiy­le yukarı çıkılmıştır.”

Eldeki belgelere dayanarak 1887 yılında dalış tecrübele­rine ait hiç bir kayda rastlamıyoruz. Yalnız 1888 yılı başın­da, gemilerin İzmit’te torpido atışı ile tecrübelere yeniden başlanmıştır. İzmit limanında yapılan bu tecrübeler sonun­da 22 Mart 1888 tarihinde ilk denizaltı gemisi donanmamıza girmiştir.4 Nisan 1888 tarihli“Tercüman-ı Hakikat” gazetesi bu denizaltı gemilerinin birine “Abdülhamit”, ötekine de “Abdülmecit” adlarının verildiğini yazmaktadır. Çok üzüle­cek bir noktadır ki, dünya bahriyelerinin başında gelen denizaltıcılığımız, daha sonralarda çöküş dönemine girmiş, Osmanlı Imparatorluğu’nun çöküntüleriyle birlikte, birçok kısımlar gibi çökmüş, mali sıkıntılar idari yolsuzluklar, bu kıymetli gemilerin üzerinde çalışma imkânlarını dağıtmış ve gemiler, Sütlüce’deki salaşlarına çekilerek çürümeye terkedilmişlerdir.

Böylece 2. ve 3. “Nordenfelt” olan ilk denizaltı gemile­rimiz ‘‘Abdülhamit” ve “Abdülmecit”, Birinci Dünya Harbi’nde düşman donanmasının Çanakkale Boğazı’nı zorlama girişiminden yıllar önce çürüyüp parçalanmışlardır

DONANMAMIZIN İLK DENİZALT1LARI

Yeniden denizaltı alma girişimleri yine II.Abdülhamit zamanında olmuştur. 1904 yılında, Önce Ingiltere’ye, sonra da Amerika’ya giden heyet ki. aralarında Rauf Bey (Orbay) da vardı, incelemelerde bulunmuşsa da, denizaltı satın almak mümkün olmamıştı.

1910 yılında, Fransa’ya iki denizaltı gemisi sipariş veril­mişse de, Birinci Dünya Savaşı’nın çıkması, Bahriyemizin bu gemilere sahip olmasına engel oldu. Ne var ki, savaş yıllarında birçok subay, Almanya’ya kursa gönderilmiş, bu arada 6 subay da denizaltıcılıK kursuna katılmışlar. Alman denizaltılarıyla dalışlar yapmışlardı.

Çanakkale Savaşları sırasında, 17 Ekim 1915 günü, giz­lice Marmara’ya giren Fransız ‘Turquoise” adlı denizaltı, ele geçirilmiş ve kulesine isabet kaydeden Müstecip On- başı’nın adı verilmişti. Haliç’te bağlanan gemi, Alman de­nizatlarının bataryalarının şarjında kullanılmıştır. Gemi, savaşın sonunda yenik sayıldığımız İçin, Fransızlar tarafın­dan alınıp götürülmüştür.

Gumhurlyet’in İlanında, donanmamızda denizaltı gemisi bulunmuyordu. 1925’te, Hollanda’ya iki denizaltı gemisi için sipariş verilmiş, 1928 yılında da inşası sona eren gemiler, teslim edilmiş, adları ‘‘Birinci İnönü” ve “İkinci İnönü” konmuştu. 1929’da İtalya’ya iki denizaltı siparişi verilmiş, ertesi yıl kızağa konan tekneler 1931 yılında deni­ze indirilmişler ve “Sakarya” ile “Dıumlupınar” adlarını al­mışlardır.

“AY” SINIFI DENİZALTILAR

İlk iki denizaltının donanmaya katılışından 50 yıl sonra 1936’da, bugün gördüğümüz her güzelde, her iyi şeyde hissesi olan Ulu Önder Atatürk’ün zamanında, Almanya’nın “Germania Werft I.V.S.” firmasıyla 4 denizaltı gemisinin inşa sözleşmesi imzalanmıştır. Bu sözleşmeye göre, “Ay” sınıfı dediğimiz 4 denizaltı gemisinin İkisi Almanya’da (“Saldıray”, “Batıray”), ikisi de (“Atılay”, “Yıldıray”) Haliç taşkızağında monte edilecekti.

Firma ile anlaşmaya göre, gemi teknelerinin inşalarında çalışacak işçilerin en az % 75’i, makine ve teçhizatın montesinde çalışacak işçilerin en az % 30*u Türk olacak, her branş usta başının yanında Türk İnşaat Komisyonu’nca tayin edilecek birer Türk ustabaşısı bulunacak, muhasebe kısmında kontrol vesair görevlerde bulunacak İşçinin en az % 50 sİ Türk personeli olacağı gerekiyordu. Bu sözleşme tamamıyla geleceğe yönelik denizaltı gemisi yapma tekni­ğinin öğrenilmesi ve yapılması maksadını taşıyordu.Bu gemilerin İsimlerini Ulu önder Atatürk koymuştur.

14 Ağustos 1937 tarihinde “Atılay” denizaltı gemisinin Haliç Taşkızağı’nda omurgasının kızağa konma merasimi yapılmış, bu merasimde zamanın Başbakan’ı İsmet İnönü de bulunmuştur. Merasimde. Krupp Fabrikası temsilcisi yaptığı konuşma arasında, “…Türk işçilerini denizaltı ge­mileri İnşaatına muktedir mükemmel işçi olarak yetiştirme­yi gözönünde bulunduracağız…” sözleriyle, sözleşmeye konulan Türk işçisinin denizaltı yapma hususunda gelece­ğe yönelik tarafını ortaya koymuştur. Bu gemi 1940 yılında Türk donanmasına katılmış ve hizmete girmiştir.

İkinci denizaltı gemisi “Yıldıray” ise 9 Eylül 1937’de kızağa konmuş, 28 Ağustos 1939 tarihinde de denize İndiril­miştir. Krupp Fabrikası temsilcisi bu merasimde “…Bugü­ne kadar burada inşa edilen iki geminin üzerinde Türk işçisinin gördükleri İş saati yekunu 1085000 saat olduğu halde,Alman işçisinin  iş saat miktarı 140000 İş saatinden ibarettir. Gemilerin üstünde 1 saat­lik Alman işçisinin mesai saatine karşılık 7,7 saatlik Türk işçisinin mesai saati var demektir..keza, “…Buradan ayrılacak da olsak, arkamızda denizaltı gemileri inşaatında çalışmaya devam edebilecek bir Türk işçisi kafilesi bırak­mış bulunmaktan bir gurur ve iftihar hissi ile ayrılacağımızı.sözlerini ifade etmiştir.

İkinci Dünya Savaşı’nın başlaması üzerine, “Yıldıray” denizaltı gemisinde çalışan Alman mühendis ve işçilerin de yurdumuzdan ayrılmış olması ve ana dizel motorlarının henüz Türkiye’ye gelmemiş bulunması, bu geminin yarıda kalmasına sebep olmuştur. Gemi, 13 Ağustos 1940 tarihin­de Haliç Taşkızağı’ndan yedekte çekilme suretiyle Gölcük’e getirilerek Gölcük Deniz Fabrikaları emrine verilmiştir. Sa­vaşın devamı esnasında ana dizel motorlarının yurda getiril­me teşebbüsü yapılmış ve nihayet dizellerin gelmesi üzeri­ne 1943 yılı, Mart ayında yeni bir inşaat komisyonu kurul­muş, bu komisyon emrinde gemi personeli ve deniz fabri­kaları işçisi çalışmalarına başlamış, ana dizel motorları gemiye monte edilmiş, ana tekne kapanmış, noksan hava, su, yağ, motorin ve elektrik devreleri tamamıyla Türk per­soneli tarafından tamamlanmıştır. Su üstü seyir, top ve torpido atış tecrübelerinden ve Deniz Yolları’nın Kasımpa­şa’daki 1 Numaralı taş havuzunda trim kontrolü yapılışın­dan sonra Bostancı açıklarında trim dalışı ve daha sonra da derin su dalışı yapılmak suretiyle bu gemi, 1946 senesinin Ocak ayında Türk Donanması’na katılmıştır.

Yukarda anlatıldığı gibi inşaatı yarıda kalan “Yıldıray” denizaltı gemisi Türk mühendis ve içişinin emeğiyle ta­mamlanmış ve hiçbir yabancı mütehassıs olmadan tama­mıyla Türk personeli tarafından her türlü tecrübeleri yapıl­mıştır.

Bu kademelerden geçen denizaltı gemisi yapmak için harcanan çabalar gecikmiş de olsa, bugün Gölcük tersa­nemizde denizaltı yapımının nüvesini teşkil etmiş bulun­maktadır. Bugün, mukavim tekne malzemesinden tutunuz da birçok teferruata kadar, yerli malzemeden, yan sanayiden yararlanılarak meydana getirilen denizaltı gemisi yapma tekniğimiz her gün biraz daha gelişmektedir. Gölcük ter­sanemizde kızağa konuşundan denize indirilişine ve tekmil tecrübelerinden sonra donanmamıza katılışına kadar inşa­ları peş peşe devam eden yeni “Ay” sınıfı denizaltı gemile­rimiz hiçbir yabancı mühendis ve personel olmadan tama­mıyla Türk mühendis ve işçisinin alın teri ile meydana getirdiği eserlerdir. Bu gelişmeden ne kadar kıvanç duysak yerindedir.

Günümüzde ise Türk Silahlı Kuvvetleri kendi denizaltılarını en modern şekilde yapma gücüne erişmiştir.

http://bilelimmi.com/osmanlinin-ilk-denizaltilari/

http://bilelimmi.com/turk-tarihinde-bayrak/

http://bilelimmi.com/barbaros-hayrettin-pasanin-hatiralari/

http://bilelimmi.com/canakkale-savaslari/

Bu yazı 84 kere okundu.
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

Kategoriler
http://bilelimmi.com/bilelimmi-com-hakkinda/ http://bilelimmi.com/iletisim/