Anılarla 2. Viyana Kuşatması

Paylaş
 

Anılarla 2. Viyana Kuşatması

 

Onyedinci Yüzyıl’ın sonlarındayız. Padişah Dördüncü Mehmed. Sadrâzam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa. Avusturya üzerin bir  sefer açılarak Yanık  kalesini almak kararı verilmiştir. Kara Mustafa Paşa bununla yetinmez, yolda kendiliğinden Viyana’yı kuşatıp fethetmeye kalkar. Bu, Viyana kapılarına son gidişimiz. Tarih 1683. Tarihçilere göre Viyana bozgunu İm­paratorluk çöküş ve dağılışının başlangıcı. Nitekim 1686’da Charles de Lorraine komutası al­tındaki ordu Mohaç’ta 160 yıl önceki zaferin öcünü almıştır. Tuna ve Sava’ya kadar geriliyo­ruz. Avusturya ordularını Niş ve Üsküp yolunda güç durduruyoruz ve 1690’da gene Tuna ve Sava ötesin atıyoruz.

Silâhdarağa tarihini yazan Fındıklılı Mehmed Efendi bütün Viyana seferi boyunca karargâhta bulunmuştur. Günü gününe not almıştır. Onun anlatışını bozmamaya çalışarak o kader dönü­mü günlerini birlikte yaşayalım.

Padişah, Edirne’den Belgrad’a kadar Sadrâzam Kara Mustafa Paşa ile beraber gelmiştir. Bu yolculuk 27, ordunun Belgrad’da hazırlığı 21 gün sürdü. Serdâr 39 000 süvari, 40 000 yaya İle Belgrad’dan kalktı; yolda yeni katılışlarla durmadan kuvvetlenerek Viyana’ya vardı.

EDİRNE’DEN BELGRAD’A

«Aralık ayının yirmi birinci perşembe günü Padi­şahın emriyle hapiste bulunan Nemçe elçisi yeniçeri ağası karşısına getirilip:

  • «İşte mehâbetll Padişahımız size sefer açmaya karar verdi. Yanık kalesini teslim ederseniz barışı yenileriz ve dostluğa döneriz,» dedikte elçinin:
  • «Kale kılıçla alınır. Burada sözle kale veril­mez,» diye gururla cevap verdiği Padişaha bildirilin­ce, ayın yirmi ikinci perşembe günü Tuğ-ı Hümâ- yûn çıkarılıp Babüsseade önüne çıkıldı. Rumeli ve Anadolu’daki bütün vezir, beylerbeyi ve emirlere  askerlerini hazırlayıp hıdırellezde Belgrad’dan orduya katılmaları emri gönderildi. Padişahın bu  Sava suyunu geçmeyip Sadrâzamı serdaredere ” man üzerine yollaması ve dönünceye kadar kendisinin Belgrad şehrinde oturması uygun görüldüğün­den Tuna ve Sava sularında gezip dolaşmaları için sandallar yapılmak üzere kapıcı Ali Ağa marangoz­ları ile karadan Belgrad’a gönderildi. Safer ayının dokuzuncu pazar günü biri Boşnak, biri Arnavut iki delinin (2) bir tımara sahip çıkıp dâva etmeleri üze­rine Sadrâzam:
  • «Önümüzde vuruşsunlar. Hangisi yenerse tı­marı ona veririm,» buyurdukta, Arnavut deli kalkan ve mızrağını alıp kılıcını kuşanıp atına binerek Sad­râzam sarayı avlusunda hasmına meydan okudu. Boş­nak iso korkusundan bir köşeye sinmekle,«Tımar bu yiğidindir,» buyurdu.

On sekizinci çarşamba günü ordu ve ertesi günü yeniçeri ağası alayla şehirden (Padişah Edirne’de İdi) otağa çıktı. Yirmi birinci günü İstanbul’dan ce­beci ve topçu ocakları gelip çadırlarına indiler. Salı günü yeniçeri ocağı ve perşembe günü bütün ordu İle Padişah hazretleri Edirne’den kalkarak Nemçe hü­kümdarından intikam almak üzere Macar tarafına doğru yola düzüldüler. Kayalı’ya varıldıkta gece yarı­sından beri yağan yağmurdan çadır kuracak kuru yer bulunmayıp bütün ova denize dönmüştü. Halk hasırları üzerine yatıp hayvanlar göğüslerine kadar balçık içinde kaldılar. Ben dahi sandığım üze­rinde sabahladım. Hele bu konak yakınındaki dere taşarak geçilinceye kadar bir tarihte görülmedik zahmetler çekildiler. Nice binekler sele kapıldı. Şeyhülis­lâm efendiyi dahi arabası ile su götürmekteyken etraftan halk üşüşüp güçle çıkarıldı. Has ekmekçibaşı ekmek yetiştiremediği için değiştirildi. Papaslı konağına ka­dar çamurda yüzer gibi gidilip varılınca gün doğ­makla herkes üstünü başını yıkayıp temizledi. Enderun halkının çadırları erişmediğinden açıkta oturdular. Silâhtar Şahin Mustafa Ağa Padişeh’a söy­ledi: «Buyurun, orduda senin daire halkın dışında ku­rulmamış daire var mıdır? Beylik devenin iyisi vezir­lere ve kâtiplere, en kötüsü efendimin dairesine veril­mekle cümlesi yollarda yıkılıp çamur İçine battıkla­rından erişemediler. Birkaç konak daha böyle giderse Allah bilir siz de açıkta kalırsınız!» diye Padişah’ı son derece kızdırdığını Sadrâzam işitmekle emir ve­rip vezirlerin ve divan büyüklerinin çadırları alına­rak Enderun’a teslim olunduğu gibi, başka ne kadar mükellefçe çadır varsa yıktırıldı. Saruhanlı konağına doğru yarı yolda Ellisu adında sert akıntılı su üze­rinde yapılan küçük köprü geçilmek için çekilenler bü­tün eski zahmetleri unutturdu. Halbuki Silâhtar Ket­hüdası Halil Ağa’ya Edirne’den Belgrad’a kadar çif­te köprüler yapılması için on beş yük akça verilerek gönderilmiş, bu bahene ile Hıristiyan halktan para alınmış, ihmal, tembellik ve tamah yüzünden gene de Padişah’ın İstediği olmamıştı. Padişah suyu güç­lükle geçtikten sonra, «ben köprüleri her lâzım olan yere ikişer üçer yapılmasını ferman etmiştim, bu işe bakan katlolunmalıdır,» diye Sadrâzama emirleri gidi ce o habis, Sadrâzam’ın kendi türetmesi olmakla, kaçtı, «arkasından çavuşlar yolladım» diye kurtarıp Ali Ağa’ yı bu işe memur etti. Sofya konağında İki gün kalındı. Şehirköy konağında Padişah hazretleri ile vezirleri ka­saba eşrafından Mahmud Ağa oğlu İbrahim Ağa evinde misafir etti. Yağmurlu ve çamurlu yollarda büyük sı­kıntılardan sonra Belgrad’a yaklaşılmakla Padişah hıdırellez günü Belgrad’a girilmek üzere büyük alay ferman etti. Hapisteki Nemçe elçisi yüksek bir yere çıkarılıp alay kendisine gösterildi. Belgrad’de top şenlikleri yapılıp Cebeci ocağı  Sava nehri üze­rinde kurulan köprüden Zemun sahrasına geçip kon­du. Bir gün sonra SadrSzam, Padişah hazretleri iç kalede ziyafet verdikten sonra iskeleye inilip hazır­lanan sandalların birine Padişah, birine Sadrazam ve birine de darüsaade ağası  binip Kaftancı Hüseyin Ağa tarafından tamir olunan altmış tuz şa- yasmı  seyrettiler. Ertesi gün haseki sultan haz­retleri  çadırlarından şehirde ayrılan saraya geleçeklerinden Musahip Paşa ve kethüdası Boşnak Sarı Süleyman Ağa ve konakçısı Hüseyin Bey arabaları önüne düşüp mehter çalarak kendilerini götürdüler.

SERDARLIK TÖRENİ

Belgrad’da Orta Macar Kıralı Tökeli İmre’nin elçi­leri Padişah huzurunda etek öpüp kırallarının mektu­bunu ve beş bin aded altın hediyelerini sundular. O gün Adana Beylerbeyi Deli Emir Mehmed Paşa, Bolu’ dan Kadıoğlu Hüseyin Bey askerleri ile orduya gelip alayları Padişah önünden geçerek doğru Zamun sahra­sına indiler. Gelen beyler bu yanda alıkonmayıp he­men alaylar ile karşıya geçmeleri ferman buyruldu. Daha sonra sekiz bin yeniçeri  paşa topçu ve top arabacıları karşıya geçtiler. Padişah hazretleri ile Sadrazam beri yakada ordu kanarında alaylarını sey­rettiler. Ayın on altıncı perşembe günü Padişah hazretlerl kendi daireleri halkı ve ikinci vezir Musahip Mustafa Paşa, üçüncü vezir Kara İbrahim Paşa, yeni­çeri, sipahi, silâhtar, cebeci ve topçudan bir miktar kapıkulu vc dört yüz nefer çavuşla Belgrad’da kalmak üzere Sadrâzam Kara Mustafa Paşa’yı Yanık kalesini almak için serdar tâyin ettiler ve sancağı kendisine teslim etmek üzere alay hazırlanmasını ferman buyur­dular. Zamun’daki bütün kapıkulu erkenden alay ta­kımları ile Belgrad yakasına geçip Padişah önünden Sadrâzam otağına kadar iki yanlı tüfenklerine daya­nıp durdular. Sadrâzamın üç bin piyade Arnavut ve Boşnak sekbanı ve sarıca, deli ve gönüllü tayfası daha geride dizildiler. Şeyhülislâm efendi. Şeyh Vanî Mehmed Efendi, vezirler, nişancı paşa Padişah otağının so­lunda kurulan çergede oturup Sadrâzam’ın gelmesini beklediler. Sadrâzamın tuğu, sancağı, bayrağı ve ye­dekleri ve mehter takımı bulunduğu yere Padişah tarafından haseki ağa gelip kendisini huzura davet etti. Arkasından borusu çalındı. Alayın tertibi öyle idi: Hepsinden önce asesbaşı, subaşı, arkadan baştan ayağa zırhlı ağaları, sonra divan hocaları, defterdar ve reis efendi, çavuşbaşı ve alayın bütün takımı, en sonra kendisi ata binmiş olarak Padişah otağına doğ­ruldu. Yakınlaşınca vezirler ve ulema oturdukları yere çıkıp erkin kürkleri ve dayandıkları gümüş değnekleri ile selâma hazırlanmışlardı. Sadrâzam ön­ce bu çergeye inip biraz kaldıktan sonra Padişeh’ın daveti üzerine huzura vardı. Padişah hazretleri baş çadırda sedefler üzerine oturup mübarek ayaklarını aşa­ğı uzatıp dizleri üstüne kırmızı şal Örtmüşler, sağla­rında şehzadeleri Sultan Mustafa Han’la Ahmet Han omuzları hizasında tahta dayanmış, ayakta dururlar­dı. Sadrâzamın içeri girdiğini görünce hatırlarını hoş etmek için ayaklarını çekti. Vezir dahi edeple ge­lip yer öperek ayak üstü durdu. Arkadan Şeyhülislâm ile Şeyh Vanî Efendi de içeri çağırılıp mübarek elle­rini öptükten sonra Şeyhülislâm Sadrazam’ın alt ya­nında, Vanf Efendi taht yakınında Padişah’ın işaret ettiği yerde durdu. Padişah bazı münasip sözler ve iltifatlardan sonra işaretleri üzerine Sadrâzam destarının sağ tarafına tülbent ağası birer mücevher sor­guç soktular Silâhtar ağa dahi mücevherli kılıç  kuşattı. Ulema efendilere de çuhaya kaplı bi­rer erkân kürk giydirildikten sonra Padişah hazret­leri Sancak-ı Şcrif’i mübarek ellerine alıp öptü, «San- cak-ı Şerif’i sana, seni Allah’a emanot ettim, buyu­rup serdar kullarına teslim etti. O da yer öpüp san­cak omuzu üzerinde iken Vanl Efendi dua etti ve ağ­layarak dışarı çıktı. Sancağı vezirden alıp imamı Mahmud Efendi’ye teslim ettiler.

İki gün sonra serdar alayla Sava köprüleri üstün­den Zamun yakasına geçti. Ondan iki gün sonra Pa­dişah hazretleri Zamun yakasında Sadrâzam’ı ziya­ret ederek taltif buyurdu.

Bu sefer bahanesiyle Rumeli ve Anadolu’da vezir­ler ve beyler bir tarihte görülmemiş öylesine zulüm ettiler ki tarif edilmesi İmkânı yoktur. Meselâ Diyarbekir Beylerbeyi Kara Mahmud Paşa askeri yol­larda büyük zulüm yaptılar. Sadrâzam, beylerbeyini himaye edip:

— «Bunlar bir alay şerir tayfadır. Yalan söyle­mektedirler. Şimdi hatırları İçin böyle bir büyük se­fere gelen paşayı öldürelim mi? Bu kadar kalabalık bir asker takımını dağıtalım mı? İnanmayın. Sefer hali budur,» diye Padişah’a arz etmekle mazlumların feryatları karşılıksız kaldı. Kara mahmud Paşa de­dikleri zalim Belgrad’a gelince alayını seyretmek üze­re Padişah hazretleri gene Zamun’a geçip serdarın otağına inipde  olayın önü görününce Kethüdası Ahmed Ağa ya: «Şu kâfir inşallah yakın gelmez, fukara­nın ateşi içimi yaktı, ihtimaldir, kendisine çıkıştığım­da aksi bir cevap verirse hemen idamı edilsin buyur­du. O günlerde sırası ile gelecek olanların pek çoğu orduya katıldı. Padişah serdara veda edip yeniçeri ağası önden ocağı İle ileriye hareket etti.

Ayın yirmi yedinci günü serdar bütün askeri ile, Zamun’don kalktı.

VİYANA YOLUNDA

Serdar Kara Mustafa Paşa askerinin çoklusuna, savaş hırsını ve kâfirin korku ve aşağılığını görmek­le gurura kapıldı. Kendisinin sırdaşı, akıl hocası Relsülküttab (7) Lâz Mustafa durmadan:

— «Efendim başkasının sözünü dinleme. İrade şe­nindir. Padişahlardan hiçbirine bu kadar asker nasip olmamıştır. Kızılelma’ya kadar bütün Frengistan’ı ge­çip gitsen karşına kim gelecek? Bu kadar asker ve silâhla er olan Yanık gibi kaleye mi sarılır? Müslü­man gazileri muharebe etmek değil, böyle kalenin İçini elleri ile kaya atarak doldurur. Yanık önceden de bizimdi. Etrafı hâlâ tımar ve zeamettir. Fethedin­ce bir kuru kale almış oluruz. Bütün uğraşmalarımız boşuna gider. Mübarek ayağınız tozu ile Beç (8) kale­sine gidelim. Alınması su içmek kadar gelmez. Onun­la bir memleket almış oluruz. Nuşirevan’dan beri bi­riken mala sahip oluruz. Sefer masrafları çıktıktan sonra bunca hazine de elde kalır. Kaleyi Macar Kıralı­na teslim eder, Nemçe Çasarı’nın tacını onun başına giydirip yedi kıralı emri altına koymuş oluruz. Macar Kıralı da has çırağımız, tutar eliniz, görürünür yedi başlı bir ejderiniz olur. Size de Misnesi gibi bir hazine bağlayıp devlet nice gelemin edersiniz,» diye serdarı hem tamah, hem de  ildâvasına düşürdü. Kara Mustafa Paşa, Beç Kalesi üzerine yürümeye niyet edip bu fikri Padişah’a bile söylemedi. İstolni Belgrad’a varmayınca ağza bile almadı.

Essek konağında büyük alayla otağına kondu. Bu­rada ileri hazırlıkları yoluna girinceye kadar on iki gün kaldı. Hapis olarak ordu ile beraber gelen Nem­çe elçisi, ki Çasar’ın has edalısı, yani sır adam olan kır sakallı, alçak boylu bir kâfir idi, Çaserına gitmek üzere izin alması için üç direkli çergodo serdar karşı sına çıkarıldı. Böyle sefer sırasında kırelları yanlarına yollanan elçilere hıl’at giydirilmez. Şimdilik de Bu din kalesinde mahpus tutulması emredildi.

MACAR KIRALI SERDARIN HUZURUNDA

Ayın sekizinci perşembe günü Orta Macar Kıralı Tökelı Imrc’nin orduya geldiği haber alınmakla erken­den Sadrâzam’ın deli ve gönüllü ve otuz kadar di­van çavuşu ile çavuş başağa vc sipahi silâhtarları Divan-ı Hümâyûn tercümanı Aleksandr ile bir büyük alay olup kıralı getirmek üzere karşı gittiler. Ser­dar dahi bir atla saraçbaşısını gönderdi. Uç saat gittiklerinde Divan tercümanı olaydan ileri yürüdü. Kıral da arabasın» binmiş, karşıdan geldi. Tercüman­la görüşüp onu arabasına aldı. Biraz beraber giderek Sadrâzam’la buluştukta olacak muameleyi öğrendik­ten sonra tercüman arabadan inip geldi. Karşı gelen askere haber verdi. Sadrâzam’ın verdiği at Kirala gön­derilerek o da arabadan çıkıp ata bindi. Kendi bâtil âyinleri üzerine alayını tertip edip trampete, bo­ru, zurna ve davullarını çaldırarak serdar otağına doğruldu. Beri yanda otak kapısından sayeban (9) altına varıncaya kadar muhzır ağa  yoldaları dizildiler. Kapıcı bayı, ağalar, müteferrika ve çavuşlar tayeban altından üç direkli çerge sokağı kapısına kadar selim durur vaziyetinde hazır oldular. Kıral orduya girdiğinde sadrâzamın deli ve gönüllüsü karşı yürüyüp aylak çadırı önünde atları üzerinde durdu­lar. Sonra kıral adamları üç alaca bayrakla boru ve nakkarelerine velvele vererek gelip deli ve gönüllüler önüne dizildiler. Sonra kiralın altı yedek atı, iki ala­ca bayrağı ve bir büyük kırmızı sancak, daha sonra çavuşlar ve müşebir Ali Ağa, çavuşbaşı ile sipahi ağa­ları Kıralı ortaya alıp getirdiler, otak kapısında attan indirdiler. Orta boyluca, kumral sakallı, rengi sarım­sı, yüzü tatlı kâfir idi. Çavuşbaşı ile şelfim ağası ve ça­vuşlar Önün« düşüp içeri girdi. İki tarafına selâm Seferde serdarın muhafızı.vererek, yanında tercümanla üç direkli çergeye va­rıp sofa üstüne konan iskemleye oturdu. Kendisi ile yirmi kadar adamı da içeri geldi. Serdar içerden gelip defterdar, reis efendi, çavuşbaşı önünden yü­rüyerek perde dibinde saçaklı sedir üzerine oturdu. Divan çavuşları alkışladılar. Kıral dahi etek öpüp geri geri iskemlesi yanına çekilip ayak üstü durdu. Serdar:

— «Hoş geldin, otur,»

diye lütuf buyurmakla bir daha eteğini öperek geri çekildi. Tekrar otur, demekle oturdu. Bir temenna etti.Sonra Sadrâzam kendisine hitap etti. Candan gö­nülden kulak vurup cevabını verdi. Tekrar gene hi­tap ettiğinde ayağa kalkıp Sadrazam’ın sözü bitme­dikçe oturmadı. Konuşma tamam olunca gene gidip eteğini öperek İskemlesine oturdu. Kahve, şerbet ve buhur çeldi. Arkasından kendisine seresere  kaplı kürk giydirildi. Gene gidip etek öptü. Daha son­ra yetmiş beş kadar maiyeti adamlarına hıl’at giydi­rilip kışkış oldu. Ancak Kıral’ın kendisi bir daha etek Öpüp çavuşbaşı ve çavuşlar önüne düşerek di­narda atına bindi, gene geldiği gibi bâtıl ayinlerine göre trampetesini çalarak gitti. Yakası, çaprazı ve etekleri inci ile imleme bir al çuha esvap giyip babın­da kırmız kadife samur kalpak ve üzerinde bir beyaz çeleogi vardı. Kendisi ile beraber gelen bej yüz ka­dar adamının cümlesi çelenkli idi.

Bu sırada yaya ve süvarisi on bin kadar Nemçe kâ­firi ansızın Uyvar kalesini kuşattı. Uç gün üç gece savaşta Nemçe generali topla vurulup öldükten başka kaleye yardım geldiğini duyunca kaçtılar. Orta Macar Kıralı Tökeli, Serdar’a veda etmek üzere etek öpme­ye gelip önceki gibi çergede iskemle üzerine oturdu. Bu mecliste dahi dört defa serdarın eteğini öpüp kah­ve, şerbet ve buhurdan sonra kendisine gene serasore kaplı kürk ve maiyetindekilere hıl’at giydirildi. Bu­gün oturak tamam olarak Sadrâzam Essek’ten kalkıp uzun köprüden geçerek çadırına indi. Genişliği iki araba yan yana yürür bir uzun köprü idi. Uyvar sene­sinden beri tamir edilmediği için çok yeri harap olmakla pek zahmet çekildi. Köprüden geçişte deve ve katırdan başka elli bin araba mevcut olduğu an­laşıldı. Mohaç ve Peç kaleleri geçildiği yoldaki bü­yük küçük yedi köprüde çok araba kırıldı ve zahire ziyan oldu. Macar Kıralı marifetiyle etraftaki kefere­ye ya itaat üzere emin ve salim yerlerinizde oturur­sunuz, ya cümlenizi kırdırırım, diye aman mektup­ları gönderildi.

KIRIM HANI GELİYOR

İstolni Belgrad konağında Kırım Hanı Murad Giray hazretleri sayısız Tatar askeri ile orduya gel­di. Şöyle ki geceden han hazretlerini davet için kapı kethüdası Ali Ağa ve sabahtan telhisçi İsmail Ağa ile kaftancı Hüseyin Ağa gönderildi. Daha sonra Sir İpekli, altın İşlemeli kumaş listre Beylerbeyisi Vezir Mustafa Paşa, Anadolu Beylerbeyisi Ahmed Paşa, Rumeli Beylerbeyisi Küçük Haşan Paşa cümle kapıları ve eyalet askeri ve mehter­haneleri ile kuşluk vaktinde karşılamaya memur olup gittiler.

Beri yanda aylak çadırı yakınında üçer sıra İki sofra kurularak büyük dana ve sığır başları boynuz­ları ile yere konup üzerlerine sahanlarla türlü ye­mekler dizildi. Ekmek ve kaşık da kondu. Otağ için­de kapı dibinden sayeban altına gelinceye kadar iki sıra lâtif yemek sofraları dizildi. Han hazretleri aylak çadırına yaklaşınca Tatar askeri aç kurt gibi göz yu­mup açıncaya dek meydandaki sofraları yağma etti­ler. Han hazretleri sayeban altındaki iskemle üzerin­de attan inip Serdar dahi içeriden çıkıp perdeden bi­raz önde karşıladılar. Yürüyüp içeri çergeye girdiler. Nureddin Sultan İle hanzadeler de etek öpüp oturdu­lar. Serdar yanında bir sofra hazırlanıp Han ve def­terdar efendi ve reis efendi birlikte yediler. Sonra meşveret İçin Şam Beylerbeyi Vezir Abaza Sarı Ha­şan Paşa, Diyarbekir Beylerbeyi Kara Mehmed Paşa, Silistre Beylerbeyi Vezir Mustafa Paşa. Rumeli ve Ana­dolu Beylerbeyileri, yeniçeri ağası, kul kethüdası, bö­lük ağaları, cebeci ve topçu başılar ve birkaç iş bilir serhat alaybeyleri müzakere için Serdar huzuruna çağrılarak:

— «Ne tarafa gitmek doğru olur?» diye danışma başladıkta, önceden öğretildiği için Şeyh Vani Mehmed Efendi söze başlayıp bir saat kadar konuştu. Sonra Beç (Viyana) üzerine gidilmesi İtti­fakla karara bağlanıp Fâtihe okunarak meclis dağıl­dı. Serdar, Han hazretlerine ikram olarak kendisine Padişah huzurunda giydirilen kürk İle bir mücevher­li kılıç, bir İncili mücevher tirkeş ihsan etti. İki oğlu ile maiyeti halkına ayrı ayrı hediyeler verdi. Han kalkınca Serdar ilerice yürüyüp baş çadırın perdesi yanında selâmladı. Han hazretleri mükemmel surette eyerlenmiş demir kır ata bindikten sonra gene önce­ki paşalar önüne düşüp yarım saat kader uğurla­dılar.

KAVGALI BİR DANIŞMA

Meşveret meclisinde bu karar verilmezden önce Tatar Hanı cümleden üstün oturup sağında Serdar, onun sağında Şam valisi ve hemen solunda öteki ve­zirler, beylerbeyi lor, ocak halkı ve serhat pirleri otur­muşlardı. Önce Sadrâzam söze başlayıp:

—- «Gerçi maksadımız Yanık kale İle Komorn ka­lesini almaktır. Allah’ın yardımı ile alınmaları müm­kün. Ancak bunlarlo kale almış oluruz, memleket de­ğil! Muradım inşallah Beç (Viyana)« gitmektir. Ne dersiniz?» diye üçer defa sağına soluna bakıp hitap ettikte kimsede nutuk yok. Sonra Sarı Haşan Paşa’ya:

  • «Ağzın bağlı mı, neden söylemezsin?» dedik’e. Paşa:
  • «Ferman sizden, hizmet bizden» deyince Fa­tiha okunmuştu. Hele söz çok, muarazaya (tartışma) kimsenin cesareti yok. Kırım Hanı bir akıllı hükümdar idi, asla rıza göstermedi:
  • «Bu yıllık Yanık ve Komorn kaleleri alınsın. Askere yağma izni verilip her yer tahrip edilsin. Düş­manda il, memleket, kuvvet ve kudret kalmaz. Kışı serhat başında geçirip İlkbaharda gidip kendi mem­leketiniz gibi alın, sahip dun. Çünkü bu Nemçeli bü­yük düşmandır. Adı ite Çasar’dır. Nuşirevan’ın «Kurone» dedikleri tacı onun başında olmakla eli altın­daki yedi kıroldan başka cümle Hıristiyan hüküm­darları emrine hazırdır. Kendisi İle cenk eden kâfir bile bu zamanda kavgayı bırakıp ona yardım eder, demekle serdar «herkesin zihnini bulandırıp fikrime muhalefet edersin» diye kendisine gücenir gibi oldu ise de göstermeyip muhabbeti husumete değişip bir daha danışmaya çağırmadı. Dönüşte de hanlıktan attırdı. Budin Beylerbeyi Vezir Koca Arnavut İbra­him Paşa bir eski tecrübeli ve şiddetli adam olmakla Serdar asla sevmezdi. Mükemmel kapısı ve eyaleti askeri ile orduya katılmışken onu danışmaya getirt­medi. Bugün meclisten sonra davet edip:
  • «Paşa Baba, Beç’e gideceğiz, ne dersin?» diye sordukta:
  • «Maksat Yanık ve Komorn kalelerini almaktı,» deyince Serdar:
  • «Memleket kürsüsü elde olmadıkça, tutalım, bütün ili alıp harap etmljiz, ne fayda? Ama Beç kalesi ele girince yalnız Macar beyleri değil, bütün Frengistan halkı devlet kapısında boynu bağlı kul olur. O zaman Yanık ve Komorn kaleleri bütün ada ve köyleri ile elimize geçer, buyurdukta İbrahim Paşa:
  • «Bu düşmanı bankaları ile kıyas etmeyin. Kâ­firler millet-i vâhido (tek millet)dir. Sıkılıp imdat istedikçe dip Frengistana varıncaya kadar hepsi yar­dım ederler. Yakın kırallar kendileri gelirler; uzak olanlar para ve asker gönderirler. Kısa aklımın er­diği odur ki, bu yıllık Yanık ve Komorn kalelerini fet­hedin,  Yanık altında kalıp Tatar ve akıncı tay­fasına çapul verin. Beç varoşuna (12) vc gidebildik­leri yere kadar Nemçe ülkesini yakıp yıksınlar. Taş üstünde taş komasınlar. Erkekleri kırıp kadın ve ço­cukları esir etsinler. Mal ve erzaklarını alsınlar. Düş­manda kol, kuvvet kalmaz. Ertesi yıl zahmetsizce fethedersiniz. Çünkü Yanık kalesini geride bırakıp Beç’e gidilmek bir kötü tedbirdir. Merhum Sultan Süleyman (Kanunî) Han dokuz yüz otuz altı yılında (Milâdî 1529) varıp yirmi bir gün uğraşarak dön­müştür. Bu seferin de Akıbeti pişmanlıktır,» dedi.

Serdar asla dinlemeyip inadından geçmedi:

  • «Sen bunamışsın. Ne senin öğretmene, ne be­nim iznime ihtiyaçları yok. Onlar fermansız memle­keti yakıp yıkarlar. Hem ülke tahrip etmiş oluruz, hem Beç kalesini alırız. Sen hemen memur olduğun hizmeti gör. Yanık ve Komorn dediğin kaleler bize helva gelmez.»

Vezire kin bağlayıp, çuhaya kaplı bir samur kürk giydirip yolladı. Bozgun ve kaçış günlerinde Yanık kalesi altına gelindiğinde öc almak için:

  • «Bozgunluğa sebep oldun,» diye katlederek te­selli buldu kİ yeri geldiğinde yazarız.
  • «Bundan böyle kim beni yoldan koymak için söz söyleyip muaraza ederse aman vermeden katle­derim,» dedi. Artık herkes şaşkın kalıp tevekkül ka­pısına yapıştılar.

YANIK KALESİNİN ÖNÜNDE

Bu konaktan kalkıldığının İkinci günü gece yarı­sından ertesi akşama kadar öyle şiddetli tipi yağmur oldu ki ortalık kasıma döndü. Sonra dağlık ve me­şeliklerden geçerek kâfir memleketi sınırına ayak basıldığında Yanık kalesi altındaki taburdan (13) kaçan kâfirlerden yirmi İki baş ve altı canlı tıraşsız delikanlı vc bir bayrak getiren paşalı, serhatli ve Tatar’dan on dört kişiye birer kaftan giydirildi. Erte­si gün birkaç köy ve palanga (14) yakıldı. Sonraki menzil Yanık kalesi olup güne? doğmadan yarım saat sonra Serdar’ın tuğu, otağı ve ağırlığı gidip kandisi he­men arkasından ata bindi. Âdet üzere sağda Anadolu eyaletleri paraları, mükemmel kapıları, eyaletlerinde olan ümera, mir-i miran, zeamet ve tımar sahipleri, solda Rumeli valileri, silâhlı kapıları ve eyaletlerinde olan ümera, mir-i miran, tımar ve zeamet sahipleri, önde yeniçeriler, cebeciler, topçular, daha ilerde ser­hat gazileri yürüyüp kendileri beden içinde ruh gibi asker ortasında Şeyh Vant Efendi ile atbaşı beraber ağır ağır giderek Yanık kalesi karşısına varıldı. Al- lahüekber, bugünkü alayda toplanan askerin çoklu­ğu, gösterişi, kuvveti bir tarihte görülmemişti. Dağ, ova doldu. İğne bırakacak yer kalmadı. Bir ağızdan tekbir sesi, davul, nakkare, zurna, boru uğultusu Yanık kelesini güm güm inletti. Kaleden büyük ateş­ler saçıldı. Hattâ kaleden birkaç mağrur kâfir ken­dilerini göstermekle din düşmanından kan almak hasretlisi nice asker meydana at sürdüler. Bütün as­kerin tekbir sesleri göğe erişip birkaçını kılıçtan ge­çirdiler. Biri dahi meydanda bir kâfirin kellesini be­deninden ayırıp zerre kadar yara almadan serdar huzuruna gelip:

— «Din düşmanları böyle olsunlar,» diyerek kel­leyi önüne atınca büyük lütuf gördü. Otak yeri belli olmadığı için Serdar doğru Raba suyu kenarında köp­rü kurulacak yerde hazırlanan yeniçeri ağası Vezir Mustafa Paşa çergesine indi. Ordumuzu Beç tarafına geçirmemek ve Yanık kalesini muhafaza etmek İçin nehir karşısında piyade, süvari on iki bin kadar kâ­fir askeri toplanmıştı. Bunlar akşama değin top ata­rak birçok adam sakatladılar. Kul kethüdası Serdar’ı korumak için:

— «Efendimiz çadırınız kurulmuş. Teşrif buyo- run,» diye koltuğuna girip güçlükle geri yolladı. Hemen kâfire karşı yeniçeri serdengeçtilerl metrls- lenerek tüfek atılmaya başlayıp düşmana perişanlık verdiler. Kâfir toplarının karşısına altı balyemez top konup durmadan atılmakla cümle düşman toplarını battal ettiler. Birçok asker de Kara Mehmed Paşa’ nın yaptığı köprüden geçerek kâfire hücum etmeleri İle canı başına sıçrayıp bir miktar yaya atlısı kaleye girerek kalanı Beç’e doğru kaçtılar. Fakat Tatar as­keri artlarına düşüp eriştiler, taraf taraf cenge giriş­tiler. kâh tüfekleştiler, kâh ok ve kılıçla dövüştüler. Akıbet bozup kimini katledip ancak atları yürük olanların da azdan azı Beç kalesine girdiler. Olanları bildirdiler. Bundan sonra asker karşı yakayı zah­metsizce ele geçirip çadırlarını kurdular. İkindiden sonra serdar ata binip Raba suyu üzerindeki köprü yapılacak yerleri gezip üç köprü kurulmasını ferman etil

BİRKAÇ KALENİN ZAPTI

Kâfir bozgunundan sonra Yanık kalesi ile etrafta­ki düşmana korku düşüp İbrahim ve Mustafa Paşa­lar civardaki Fata kalesi yakınına vardıklarında kâ­fir teslim bayrağı çekmekle böyle çetin bir kale cenksiz ele geçti. İçinden çıkan kâfirler başka yerlere git­tiler. Yanık kalesinin varoşu Tatarlar tarafından ya­kıldı.

Tuna kıyısındaki Orar kalesi ki Uyvar kalesinden daha büyük ve metîn idi, yürüyüşle (hücumla) fet­hedilip içinde bulunan kâfirler öldürülüp esir edildi­ler. Mallarını gazilerimiz yağma ettiler. Kalede o ka­dar çok buğday, un ve arpa bulundu ki tarif olunmaz. Kimse sonunu düşünmeyip kadrini bilmeyip kimini yaktılar, kimini ayaklar altında çiğnediler. Allah razı olmadı. Sonra kıtlık yüzünden türlü belâlara uğradık. Her gün Serdar otağına esirler ve kelleler gelmekte idi. Serdar kendi tuğu ile yeniçeri ocağını Ovar ko­nağına gönderdi. Şimdiye değin seferlerde harp İçine girildikte tuğlar ve ocak halkı ve cümle asker top­tan gidilmek âdet iken, kalefer kolayca alınmaktan ve kâfir üzerine zaferler kazanılmaktan artık kor­kusuz, kendi memleketleri imiş gibi ileri gitmeleri ferman buyruldu. Haimburg kalesi kâfirleri inat et­mişler ise de gaziler birbirlerine gayret verip taraf taraf yürüyüşle hisara girmişler, kaçmayıp kalan kâ­firleri kılıçtan geçirmişlerdir. Kelleler Serdar’ın otağı önüne atılıp esirlerin boyunları vuruldu. Kalenin ya­kılıp yıkılması ferman buyruldu. Serdar Haimburg kalesini seyreyleyı’p taşra kısmı Van kalesinden bü­yük ve müstahkem, içi iç Van kalesinden metîn idi. Yirmi gün kuşatmaya tahammülü varken askerimiz kâfire korku vermekle bir gün bile mukavemet et­mediler. Buraya gelinceye kadar sağda solda fetho- lunan kale vo palanga sayısı yüzü aşkındı. Akşama doğru Kırım Hanı tarafından yalı ağası ile İslâm Mirza gelip Beç şehri varoşundan alınmış dört esir getir­mekle biri alıkonulup üçü kendilerine verildi.

VİYANA ÖNLERİNE GELİŞ

Be’grad’dan kalkılın kırk sekizinci günü güneş dogmadan yarım saat önce Serdar’ın tuğu, sonra kendisi hareket edip Beç kalesini görmek ve metris yapılacak semtleri tahmin etmek İçin on bin kadar sürat atlısı ile varoşa yakın bir yere vardıklarında askerden gönlünde cevher olanlar varoş üzerine yü­rüyüp bin kadar kâfiri kılıçtan geçirdiler ve bir nice­sini de zincire vurup mal ve yiyeceklerini yağma et­tiler. Merhum Sultan Süleyman Han Beç kalesini muhasaraya geldiklerinde otakları kurulup kaldıkları yer ki o zaman Nemçe Çasarı olan Ferdinand tıpkı Padişah otağı resminde bir kasır yaptırmış üstünü kurcun yerine yaldızlı bakırla örtüp güne; vurdukta gözler kamaşırdı. Ve etrafına duvar çekilip sonra gelen kıralların her biri türlü çiçekler, yemi* ağaçla­rı, fıçı ve çömleklerle limon ve yapraktan İki mızrak boyu duvarlar ve korusunda envai av ve karaca ve arslan ve sair hayvan ve kuşlar ki, nice bin (kese) harcandığı aşikâr İdi. Serdar bu kasra teşrif ve Al­lah’a bin şükür edip, Beç kalesinin dört yanını oradan seyreyledl. Metris kazılacak yerleri tâyin etti. Bahçe muhafazasına adam koyup orduya geri geldi.

http://bilelimmi.com/eskinci-ocagi/

http://bilelimmi.com/sezar-kimdir/

http://bilelimmi.com/osmanli-devletinin-kurulusu/

 

Bu yazı 85 kere okundu.
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

Kategoriler
http://bilelimmi.com/bilelimmi-com-hakkinda/ http://bilelimmi.com/iletisim/