Adile Sultan Kimdir?

Paylaş
 

Adile Sultan Kimdir?

Adile Sultan Kimdir sorusuna verilebilecek en güzel cevaplarımızı bu yazıda bulabileceksiniz.Kendisi şair hattatlık gibi bir çok özel yeteneğe sahip ve osmanlı tarihinin en özel simalarından biridir.Bu yüzden Adile Sulatan Hayatı merak edilmeye devam ediyor.Adile Sultanın Eserleri,Adile Sultanın Düşünceleri nelerdir.İşte bu sorulara cevap bulmaya çalışalım

Yazıya başlarken, her şeyden önce, birçok Türk prensesi içinde Adile Sultan’ı seçerek dikkatimi bu hanımın üzerinde teksif etmemin sebebini açıkla­malıyım. Gerçekten bunun bir yığın sebe­bi var. Meselâ şiirleri ile sevimli olduktan başka, sultanlar içinde çok yaşamış, beş padişah görmüş, hiç bir sultanın erişe­mediği samimî bir sevgi ve hürmet top­lamış, güzel, dindar, âlicenap, çilekeş bir insan olması, hakkında az neşriyat yapıl­mış olduğu için daima bakir kalmış bir konu oluşu da bunlar arasında sayılabi­lir. Adile’nin, sadece Adlî’nin kızı olması kâfi, üstelik büyük babam Salih Efendi’ nin de Adile Sultan’m müezzinbaşısı ol­duğunu açık layı vereyim.

Mahmud’un 40′ a yakın çocuğu ol­muş ve, 8-9’u hariç, hepsi birer, ikişer yaşlarında ölmüşlerdir. Gerçi, içlerinde Sâliha, Mihrümah, Atiye, Hadîce ve Adile Sultan gibi küçük yaşta ölümün pençesin­den kurtulanlar oldu ise de, II. Mahmud’ un en çok yaşayan kızı Adile Sultan’dır. Onun da annesi Zernigâr kadın, doğum­dan az sonra öldü, öksüz kalan Adile’yi ona annelik yapıp büyüten, yetiştiren Nevfidan kadındı (Zernigâr kadın, II. Mah­mud’un kız kardeşi, Kapdân-ı Deryâ Kü­çük Hüseyin Paşa ile evli olan Esma Sul­tan tarafından iyi terbiye görmüş oldu­ğu için Sultan Mahmud’a takdim edil­miştir ve Sultan Mahmud bu kız kardeşi Esma Sultan’ın dizleri dibinde hayata gözlerini yummuştur.)

Adile Sultan’ın babası II. Sultan Mah­mud, Osmanlı hanedanı içinde büyük çap­ta bir hükümdardır. Kendisini tahta çıka­ran Alemdar’m baskısı, etrafını saran dalkavukların (meselâ Halet Efendi gibi), haricî ve dahilî afetlerin (meselâ Mısır, valisi Mehmed Ali Paşa gibi) tesiri ile cülûsunun ilk senelerinde bazı aksaklık­lar, düzensizlikler (içkiye düşkünlük gibi) olmuştur. Ancak, iyi bir kültür ve sağlam bir karaktere sahip olması ve daha birçok meziyetleri ile, devrindeki unutulmaz, in­kâr kabul etmez başarılan ile, tarihte bü­yük bir hükümdar olarak kayıtlıdır. Bir Batılı kafası ile gericiliğe karşı tek başına savaşması da zamanının ananesine göre eşsiz bir muvaffakiyet örneğidir. O kadar ki, ülkesinin birçok yerlerinde ondan bah­sedilirken, II. Mahmud, «gâvur padişah» diye anılırdı.

Güzel sanatlara karşı olan eğilimi de dikkate değer. Amcası III. Selim’den mu­siki dersi almıştı. Tambur ve ney çalar, besteler yapardı. II. Sultan Mahmud’un bugün bile söylenmekte olan yirmi kadar şarkısı vardır.

Şairdi, «Adlî» mahlâsı ile yazdığı şiir­lerin içinde pek güzelleri vardır.

Resme merakı vardı. İnsan tasvirine «put» denilen bir devirde portresini yap­tırıp devlet dairelerine resmen astırmıştır.

Hattattı, hem usta bir hattat. Mehmed Vasfî’den icazet  Mustafa Râkım’dan da ders almıştır. Bazı camilerde celî yazılan, Topkapı Sarayı’nda levhalan vardır, yazı kalıpları da Türk ve İslâm Eserleri Müzesi’nde atlas torbalarda üç sandık içinde saklıdır.

Böyle bir babanın kızı olan Âdile Sul­tan da, babası gibi şairdi. Topkapı Sarayı kütüphanesinde H. 997 ve H. 995 numa­ralarda kayıtlı altın yaldızlı, el yazması iki divanı vardır.

 

Yıl 1826 .Sarayda bir oda. Sade sûzenî işleme beyaz atlas yastıklarla süslenmiş dört sedir, üç mak’at (oturulacak yerlere konan dört tarafı saçaklı örtü). Odanın sekiz penceresinde ve kapısında mavi canfes perdeler asılı. Kenarda dört çift, gene suzeni işlemeli sarı canfesten yüz yastıkları, pembe memlû (pamuk doldu­rulmuş) iki şilte. Onun üzerinde on altı yastık daha.

Bu oda Mahmud-ı Adlî’nin hareminde, Zemigâr kadınefendi için hazırlanmış. Zemigâr kadın gebedir, 1826 senesi mayı­sının 18’inci günü bir kız evlât doğura­cak, adı «Adile Sultan»’konacaktır.

Doğum için yapılan masrafların listesi Topkapı Sarayı arşivinde saklıdır. (Ceb-i Hümâyûn defteri, No: 4/2472, sene 1241 şevval – 1826). Bu defterde:

«Bâ-emr-i hümâyûn İsmetlû Adile Sul­tan Aliyyetüşşân Hazretleri’nin vâlide-i muhteremeleri için müceddeden yaptırılıp harem-i muhtereme teslim olunan…» eşyanın miktarı, kuruşuna varıncaya ka­dar masrafları, renkleri, ve cinsleri teker teker gösterilmiştir.

Aynı defterde Âdile Sultan’ın doğumu dolayısıyla bazı yerlere «ihsan-ı şahane» olarak darphaneden gelip hâzineye irat kaydedilen 25 000 kuruş, gene bu defter­de «enderun mehterleri kullan» için 400, «bîrun mehterleri kullan» için 400 ki, cem’an 800 kuruş verildiği yazılıdır.

 

Minimini Âdile’nin boynunda pırlanta elmasla gayet ustalıklı işlenmiş bir ma­şallah asılı olduktan başka, süsler de var, pırlanta elmaslı iki tane zümrüt avize, bir pırlanta elmaslı kırmızı yakut avize, yine pırlanta ile bezenmiş firuze avize, bir pırlantalı horoz mahmuzu.

Yeniden sipariş üzerine yaptırılan do­ğum eşyasını da bu defterden okuyaca- ğız:

«On şal takke, yirmi tülbent takke, bir tane fermayiş şal beşik yorganı, bir tane kundak yorganı, pamuklu fitilli tülbent entariler ki, on ikisi iç, on ikisi dış için 24 tane, on tanesi kol, on tanesi ayak için otuz tane etek bezi, pamuk tülbent yorgan şiltesi (iki tane), tülbent yorgan çarşafı (iki tane), tülbent minder şiltesi (bir tane), beyaz gezi don (üç tane), bir tane al atlas minder, ceviz beşik, gümüş sübek, bunlardan başka iki top fitilli tül­bent, beş top hindi düz tülbent, dört top donluk bezi, beş top al atlas.* Ustalıkları ile hallaç paralan bile yazılmıştır.

Adile Sultan, annesi Zernigâr’ı pek kü­çük yaşta iken kaybetmişti. Babası öldü­ğü zaman ise 13 yaşma henüz basmıştı.

Babasından sonra tahta çıkan, kendi­sinden dört yaş büyük ağabeyi Sultan Abdülmecid, kız kardeşini çok sevmiş, onu himayesine almış ve hiç bir şeyden mah­rum etmemiştir.

Osmanlı tarihinde, padişah kızlarının, daha küçük yaşta, hatta beşikte iken bile ve büyük babalan yaşındaki erkeklerle, vezirlerle evlendirildiğini görürüz. Lâkin Mahmud’un kızlan böyle olmamıştır. Me­selâ, Âdile evlendiği zaman yirmi yaşım geçmişti. O zamana kadar, ne kadar tali­bi çıktı ise zamanın padişahı Abdülmecid tarafından reddedilmişti. Nihayet Mehmed Ali Paşa ile evlenmesine irade çık­mıştır.

Mehmed Ali Paşa, Galata Başağası Hemşinli Ömer Ağa’mn oğludur. Çok kabili­yetli ve yakışıklı bir delikanlı olduğu için saraya intisap etmiş, önce orduda, sonra ferik rütbesi ile Şuray-ı Askerî’de vazife almış, daha sonra Tophane müşirliğine tayin edilmiş ve Adile Sultan’ın teveccüh ve muhabbetini kazanmıştır.

Sultan Mecid, Adile Sultan’ı az sultana müyesser olmuş bir ihtişamla gelin et­miştir.

Sultan, kocasını çok sevmiş, yaşadığı müddetçe paşanın hiç üzülmesini isteme­miş, hatta onun çapkınlıklarına bile göz yummuştur.

Adile Sultan’ın Mehmed Ali Paşa ile evlenmesi, XIX. yüzyılın ilgi çekici hadi­selerinden biridir. Bu izdivaç hakkında mevcut bir yığın vesikanın içinde seçe­rek mümkün olduğu kadar özetlemeye çalışacağız.

Evvelâ bunlar arasında bize en doğru bilgiyi verecek Takvîm-i Vekaayf’i bir karıştıralım:

 

Sene 1261. (Piraye-i haremsaray-ı ismet olan, hemşire-i muhtereme-i cenab-ı şe- hinşahî, devletlû ismetlû Adile Sultan Aliyyetüşşan hazretleri bi lutfihî teâlâ…) diye tumturaklı bir ifade ile padişahın, evlenme çağına gelen kız kardeşinin Tophane-i Amire Müşiri Mehmed Ali Paşa ile evlenmesini uygun gören bir hatt-ı hümâ­yûnu. Padişahın baş Kurenası Utufetlû Hamdi Ağa eliyle Bâbıâli-ye getirilmiş ve arz odasında, açılarak vezirler huzurunda okunmuştur.

Bir ay sonra padişahın emriyle Hırka-i Saâdet Dairesi’nde bir toplantı yapılmış ve nikâhları kıyılmıştır, önce Şeyhülis­lâm dokunaklı bir evlenme ve nikâh hut­besi irat etmiş, Sultanahmet ve Ayasofya camii vâiz efendileri de dua okumuşlar­dır. Merasim bittikten sonra süslü bohça­lar içinde mücevherler, paha biçilmez gü­zel eşyalardan mürekkep nişan takımı bü­yük bir alayla Tophane caddesinden Çırağan Sarayı’na getirilerek Darüssâade ağasına teslim olunmuştur.

Düğünleri için padişahın ayrıca fermam vardır ve bu fermanda düğünün ayni se­nenin yaz aylarında yapılması emrolun- muştur.

Yine Takvim-i Vekaayi’den okuyoruz: Düğün için «irade-i seniye ile Üsküdar’ da vaki’ Haydarpaşa sahray-ı ferahfezası» münasip görülmüş ve cemaziyelahınn ilk gününden (cuma) başlamak üzere yedin­ci perşembe gününe kadar bir hafta süre­cek şenlikli bir düğün hazırlanmıştır. Mey­dana çadırlar, obalar kurulmuş, bütün devlet erkânı ve şehir halkı davet edil­miştir. Kendilerine tezkere yazılarak res­men çağrılanlar şöyle sıralanmıştır: Sadrâzam, serasker paşalar, Meclis-i vâlâ reisi Süleyman Paşa, Harbiye Na­zın Fethi Paşa, Tophane Müşiri Meh- med Ali Paşa, Devletlû Kapdan Paşa, İs­tanbul ordu müşiri Reşid Paşa, Maliye Nazın Saffeti Paşa, Evkaf Nazın Hasib Paşa, Rifat Paşa, Kâmil Paşa.

Kendilerine tahsis edilen günlerde cami şeyhleri, müderrisler, imamlar, ilmiye sı­nıfı.

Düğünün beşinci salı günü rahipler, patrik, hahambaşı. Altıncı çarşamba günü

Topkapı Sarayı’nın arşivinde saklı 334/1 numaralı 1262 rebiulevvel ayına ait «ceyb-i hümâyûn» defterinde Âdile Sultan’ın çe­yiz takımı masrafları olarak Darphane­den Hâzineye irat kaydolunan para 3 mil­yon 32 159 kuruştur.

Şimdi bu deftere göz gezdireceğiz. Sul­tan’a çeyiz olarak yaptırılıp 1261 senesi cemaziyelahınn dördüncü günü (haziran 1845) hareme teslim olunan ve otuz say­fa tutan bu eşyayı inceleyeceğiz. Bunların hepsini teker teker saymaya burada el­bette lüzum ve imkân yok, onun için an­cak aralanndan seçtiklerimizi sunuyoruz:

Elmas, inci ve sırma işlemeli, al şal kaplı sırt samuru bir kürk, sırma ve tırtıl harçlı el­mas ve inci işlemeli al şal entari, inci ve tır­tıl harçlı sırma işlemeli mavi şal entari, klap- tan harçlı ve klaptan bükmeli pul işlemeli fıs­tıkî şal entari, pul İşlemeli eflâtun canfes en­tari, yine klaptan ve sırma işlemeli siyah bir entari ve dört tane ipek işlemeli patiska enta­ri ve değişik renklerde dallı atlas entariler.

Kapları inci ve sırma işlemeli biri al, biri mavi, biri de erguvan renginde üç tane samur kısa spenç kürk, üzeri resimli pırlanta elmasla süslü inci ve tırtıl oyalı bir nişan çevresi, — ki yalnız işçilik ve resim olarak o zamanın parası ile 13,368 kuruşa mal olmuştur. —

İnci ve sırma ve kadife ipeği işlemeli al şaldan güvey yorganı, roza elmaslı renkli mine tuğralı, tararken mızıka çalan bağa bir sakal tarağı, inci sırma ve kadife ipeği İşlemeli iki tane berber peşkiri, yüzden fazla yastık, klap­tan saçaklı pul ve tırtıl işlemeli çeşitli renk­lerde on tane seccade, elli beş tanesi işlemeli, otuz tanesi basma, ceman 93 yorgan, iki yüz­ den fazla sırma ipek işlemeli ve sade havlu, ayak havlusu, futalar, beyaz ve renkli yatak çarşafları, 92′ si atlas, 46′ sı basma bohça, toplarla bürümcük, hilâli ve Amerikan bezi. Yüzlerce sofra, peşkir, nihalî, yağlıklar, şer- bet takımları, 18 tane hamam takımı, hamam seccadeleri, hamam şiltesi, hamam gömleği, silecek, beyaz ve siyah peştamallar, tülbentler.Hepsi gümüşten tepsi, yaldızlı tas, makas, ustura, ayna ve kayışı ile berber takım». Yüzden fazla elmaslı, pembe, mavi mineli altın zarfları ile kahve fincanı, yeşil mineli yaldızlı bardaklar, buhurdanlar, gümüş üzeri­ne mineli tatlı hokkaları, billur tabaklar, kah­ve askıları, beş mumluk şamdanlar, gümüş mum makasları, sabunluk, kandillik, gümüş leğen ibrikler, gümüş t yemek tepsileri, gümüş kapaklı sahanlar, maşrapa ve hoşaf kâseleri, sandıklar, çekmeceler, fenerler, faraşlar, mer­can saplı yemek ve hoşaf kaşıkları ve daha saymakla bitmez eşya.

Mehmed Ali Paşa, 1228 (1813) de dünya­ya gelmiş ve Tophane Müşiri iken evlen­miş, o sene Kapdân-ı Derya olmuştur. Sonraları, Sadrazamlık ve seraskerlikte de bulunmuştur. Adile Sultan’a, gerek ağabeyi Sultan Abdülmecid, gerekse dört yaş küçük kar­deşi Sultan Abdülaziz pek sevgi ve hür­met göstermişlerdir. Bir istediğini iki et­memişler, ömürleri boyunca onun bütün arzu ve kaprislerine tahammül ve muva­fakat göstermişlerdir. Nakşbendî salikle- rinden olduğu için tekkelere gidip gelme­si bazı dedikodulara yol açtığı halde, pa­dişah kardeşlerinin hiç biri onun hattı hareketine karışmamışlar, şahsî eğilimle­rinde onu daima serbest bırakmışlardır.

 

Sultan Mecid devrinin israfı hakkında pek çok şey yazılmıştır. Burada tekrarla­maya lüzum yoksa da, sarayda bir sene zarfında borç yekûnunun iki yüz seksen bin keseye yükseldiğini söylemeden geçe­nleyiz. Meselâ vezir konaklarında ve yalı­larında verilen ziyafetlerde kadınlara ayrı, erkeklere ayrı yüzlerce sofralar kurulur, yataklar yapılır, misafirlerin odalanna ayrı ayrı leğen, ibrikler konurmuş. Söylen­diğine göre Sultan Mecid, kızlarının, da­matlarının israfından, ötürü, bir gün Ba­bıâli’ye hiddetle gelerek Âdile Sultan’m kocası Mehmed Ali Paşa’yı çağırmış ve yüzüne karşı, «Hain herif» diye azarlamıştır. Hatta sultanın maaşım bile kıs­mıştır ki, sonradan Abdülaziz tahta çık­tığı zaman bunu eski haline yükseltmiş­tir.

ÇAPKIN BİR DAMAT

Köşklerde, konaklarda, yalılarda veri­len ziyafetlere harcanan ve Beyoğlu ku­yumcularına ödenen veya borçlanılan pa­ralar artık haddini aşmış durumda idi. Bir taraftan da damat paşalar, sultanların aşırı masraflar ndan başka, bir de saray dışındaki çapkınlıklarına para yetiştire­mez olmuşlardı. Bilhassa Fethi Ahmed Paşa ile Mehmed Ali Paşa, bu devrin uçarılarındandır.. Bunlar yalnız masrafları ile değil, sarayın şerefini ve sultanların iti­barlarını küçük düşürecek kadar aşırı ha­reketleri ile de halkın diline düşmüşlerdir.

Zamanın en kalabalık ve eğlenceli yeri olan Kâğıthane’de arabasına yaslanıp, gü­zel kadınlara tebessüm eden Kapdan Pa- şa’nm etrafa lâf attığı bile olurmuş.

Olan biten işler Adile Sultan’a kadar ulaşınca, sultan bir gün değişik kıyafetle ve kira arabası ile Kâğıthane’ye gitmiş, kocasının arabasının önünden birkaç kere yüzünün yansını yelpazesi ile örterek geç­miş. Paşa, hemen arabasını ona doğru sürdürmüş, bir takım diller döktükten sonra markalı çevresini bu zarif hanımın ayaklan dibine atıvermiş.

Paşa, o gece her zamanki gibi selâm­lıkta misafirleriyle geç vakte kadar kalıp hareme dönmüş, yatak odasına girdiği za­man gördüğü manzara şu: Sultan uyuyor, çevre devşirilmiş, yastığının üstünde du­ruyor.

Adile Sultan tab’an mütevazı bir insan­mış. Öyle alâyişi, gösterişi pek sevmez, gideceği yerlere daima tebdil-i kıyafetle gider, şehirde kira arabası ile dolaşmayı tercih edermiş. Bir gün yine yanında iki kalfası ile beraber Hırka-i Şerif ziyareti için Eyüpsultan’a giderken Atikali civa­rında abdestini tazelemek zorunda kal­mış ve o semtte gözüne kestirdiği mükel­lef konaklardan birinin önünde arabadan inmiş, kapıyı çalmış. O zamanlar sahibini bilmediği bir eve böyle bir mazeretle mi­safir olmak ayıp sayılmazmış. Konağın fevkalâde süslü ve zevkli döşenmiş oldu­ğunu, kendisine tutulan altın leğen ibrik­le sırmalı havluları ve güzel ev sahibi ha­nımın şık kıyafetini görünce pek beğen­miş ve ikram edilen kahve ve şerbet ta­kımlarına hayran olmuştur. Bu durum karşısında Sultan, kim olduklannı öğren­mek istemiş, ev sahibi hanımefendi gayet sade ve işveli bir eda ile:

 

— Kapdân-ı Derya Mehmed Ali Paşa’ nın zevcesiyim, demez mi?

Adile Sultan’ın vaziyetini düşünmeli. Lâkin bu garip ve beklenmedik iddia kar­şısında sultan, ciddiyetini ve soğukkanlı­lığını asla kaybetmeden ve hiç bir şey his­settirmeden gördüğü iyi kabule güler yüzle teşekkür ederek ayrılmış. O gece sarayda kocasına en küçük bir serzenişte bulunmak şöyle dursun, aksine her za­mankinden daha ziyade neşe ve iltifat göstermiştir. (Adile Sultan’ın hazinedar­larından dinlediği masala benzeyen bu iki hikâye, edebiyat öğretmenlerinden Tahsin Nejat Bey tarafından anlatılmıştır.)

Adile Sultan, Fmdıkh’daki sahil sara­yından başka Kuruçeşme’de Esma Sul- tan’dan kalan yalıda, Kâğıthane’de, Çıra- ğan’da oturmuş ve ömrünün bir kısmını Validebağı’nda bugün sanatoryum olan bi­nada ve yine bugün Kandilli Kız Lisesi olan sarayda geçirmiştir.

Kocası Mehmed Ali Paşa’yı derin bir aşkla seven Sultan, onu 24 sene beraber yaşadıktan sonra, 1868 senesi temmuzu­nun 27’sinde (8 Reb. ev. 1285) kaybetti. Arkasından çok göz yaşı döktü. Sultandan on dört yaş büyük olan Paşa, cömert, iyi­liği sever, fukarası çok, dürüst bir insan­mış. Bu ölümün kendisini ne kadar harap ettiğini divanındaki mersiyede acıklı bir dille anlatmıştır. Bu mersiye şöyle biter: m Devlet ü dîne sadâkatle ederdi hizmet Emri peygamberi icraya kılardı gayret Bir özü doğru, sözü doğru muhibb-i devlet Öyle bir yâr için Âdile ağlar elbet

Bir Mehemmed Ali Paşa idi ol dünyada Vechini göstere Allah ana ukbada.

Adile Sultan’ın şiirlerini bir araya top­layan iki divanı vardır. Biri, Topkapı Sa­rayı kütüphanesinin H. 995 No.’ lu ve so­nunda 1297 tarihi okunur, öteki de aynı ise de 997 No/da kayıtlı ve sığırdili şek­lindedir.

(Tahassürnâme) sinde kardeşleri ve kızı Hayriye Sultan için de yanıp tutuşan mısralar vardır. Kardeş acılarını dile ge­tiren Sultan, en sonunda:

«Adile biçare gayrı neylesün Hangi derdin vezne koyup söylesin?»

der.

Adile Sultan’ın şiirlerinde o kadar de­rinleşen bir hassasiyet görülemezse de, devrin bazı olaylarını manzum olarak ta­rihe mal etmiş olması bakımından dikka­te değer. Meselâ aile efradının hepsinin kişiliklerini, doğum ve ölümlerini belirten taraflar olduğu gibi, Sultan Abdülaziz’in (öldürüldü mü? İntihar mı etti?) soru­suna kesin bir cevap sayılan mısraları vardır.

«Cihan matem tutup kan ağlaş un Abdülaziz

Hân’a

Medet Allah mübarek cismi boyandı al kaane» dedikten sonra:

«Nasıl yanmam kime oldu olanlar şâh-ı devrâna Bilinmez oldu hali kıydılar o zıll-ı yezdana.» der ve şöyle bitirir:

«Nasıl hemşiresi bu Adile yanmaz o hakana Ki kıydı bunca zalimler karındâş-ı cihanbâna.»

Adile Sultan, babası ile kardeşlerini kaybettiği zaman, büyük teessürler duy­muş, fakat kocası Mehmed Ali Paşa’mn ölümü kendisini hepsinden ziyade sars- nuştı. Zaten o tarihten itibaren Âdile Sul- tan’ı büyük bir yeis içine gömülmüş, in­ziva halinde görürüz. Bu felâket yetmiyor­muş gibi, o sıralarda kızı Hayriye Sul- tan’ın da ani olarak ölüverişi artık onun hayat bağlarını büsbütün koparmış olu­yordu. Âdile Sultan, artık geri kalan öm­rünü teselli kabul etmez büyük bir ma­tem içinde yaşamış, günlerini ibâdetle tam bir münzevî gibi geçirmiştir. Fmdık- lı’daki sarayının geniş yatak odasından çıkmaz olmuş, hatta yemeğini tepsi ile yatağına getirtmiştir.

Âdile Sultan, 1898 senesi ocak ayının son günlerine rastlayan bir bayram saba­hı (2. şevval 1316) burada vefat etmiştir. Cenazesi Sahpazarı iskelesinden Eyüpsul- tan camii avlusuna getirilmiş, kalabalık bir cemaat tarafından namazı kılınmıştır.

Cenazesinde ulemâ, şeyh ve dervişler, nâzır, mabeyinci, şehzade ve damatlar, memleketin bütün ileri gelenleri hazır bu­lunmuş ve Sultan, göz yaşlan arasında, sağlığında yaptırdığı türbeye gömülmüş­tür.

Türbede kapıdan girilince iki daire var­dır. Sağdakinde 6, soldakinde 3 mezar gö­rünür. Sağdaki dairede Adile Sultan’la, Mehmed Ali Paşa, kızlan Sıdıka, Aliye ve Hayriye Hanım, sultanlarla oğlu İsmail Bey, soldakinde ise Murad V’ in esi Resan Hanım ile Murad V’ in kız5 Fatma Aliye Sultan yatmaktadır. Buradaki mezarlar­dan biri boştur.

http://bilelimmi.com/barbaros-hayrettin-pasanin-hatiralari/

http://bilelimmi.com/haci-bektas-veli-kimdir/

http://bilelimmi.com/dostoyevski-kimdir/

http://bilelimmi.com/macellan-kimdir-2/

Bu yazı 49 kere okundu.
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

Kategoriler
http://bilelimmi.com/bilelimmi-com-hakkinda/ http://bilelimmi.com/iletisim/