ABDÜLAZİZ’İN HAYATI

Paylaş
 

ABDÜLAZİZ’İN HAYATI

ABDÜLAZİZ.   osmanlı pa­dişahlarından Mahmud II.’un üçüncü oğludur; şubat 1830 (15 şaban 1245) da doğmuştur. Büyük biraderi Abdülmecid ‘in vefatı üzerine, 25 haziran 1861 (17 zilhicce 1277) sah günü tahta çıkmıştır. Ancak mahdut bir şark tahsili görebilmiş olan Abdülaziz, veiİahtliğînde nisbî bir serbestiye sahip olmakla beraber, padi­şahı kuşkulandırmamak için, daha ziyade avlan inak ve hayvan beslemek ile meşgul olmuş, güreş v.s. sporlara alâka göstermekle iktifa etmişti. Biraderinin aksine, sıhhatli ve gösterişli oluşu halk arasında kendisi hakkında sevgi ve Ümit hisleri uyandırmıştı. Abdülmecid ’İn son zamanlarındaki memnuniyetsizlik dolayısiyle, cülusu herkesçe ve bilhassa muhafazakârlarca iyi karşılandı.

Karşılaştığı ilk mühim gaile malî muzayeka olduğu için, Abdülaziz bunun önlenmesine çare ve tedbirler aranmasını muvafık buldu. Diğer tarafdan kendisi de aynı gayeye varmak üzere, ilk zamanlarda, saray israflarını tahdide mütemayil görünerek, tahsisatının ve saray masraflarının azaltılmasına razı oldu. Bir zevce ile iktifayı da va’detti. Fakat bîr müddet sonra, İsraf ve sefahate mütemayil mizacı kendini gösterdi, Tanzimat hareketi halka ve aşağıdan yukarı bir murakabe teşkilâtına dayanmıyordu. Bu sebeple osmanlı padişahlarının keyfî ve müstebit hare­ketleri, ancak bazı vakaların hâd bir şekil al­masından doğan geçici intibahlarla veya, dev­letin seİâmetı için, İkballerini tehlikeye koya­bilecek devlet adamlarının, sıyt ve şöhretlerine dayanarak, yaptıkları İkazlarla bir dereceye kadar tahdit olunabîîiyordu. İşte bundan dolayı, alman malî tedbirlerin temin ettiği nisbî salâh ve devlet adamlarından, bazılarının mevki ve ikballerini muhafaza için gösterdikleri mümaşat, istikrazlar akdine, harp gemileri, mubayaasına ve İkmal olunan Süveyş kanalının açılma mera­simine kendi namına ecnebi hükümdarlarım davete kalkıştı. Âlî Paşa ’mn uyanık ve şiddetli hareketi üzerine, İsmail Paşa Bâbıâli nin tak- yîdatım kabule mecbur oldu (1869 ) ; Mısırın  gemileri satın alındı, mukavele ve istikraz akdi selâhiyeti refedildi.

Bir müddettenberi Balkanlar ’da başlayan pansîavizm propagandası üzerine, rum patrik­hanesinden ayrılarak, müstakil bir bulgar ek- sarhlığı tesis etmek istiyen bulgurların bu ar­zusu Bâbıâlice kabul olundu (1870). Bulgarlar da muhtariyete doğru adım atmış oldu. Bal­kanlar ’da yeni propagandalarla nufuzunu art- tırmağa çalışan Rusya, Fransa — Prusya har­binden ve Fransa ‘nın mağlûbiyetinden istifade ederek, Avrupa devletlerine yaptığı bir tebliğ ile, bundan sonra kendisini Paris muahedesinin Karadeniz’in bitaraflığına ait hükümleri ile bağlı saymadığını bildirdi. Böyîece osmanh devleti için Rusya tehlikesi yeniden başgöster- miş oldu. Fakat daha büyük tehlike, Abdülaziz devrinin sonlarına doğru, Balkan milletlerinin, yine rus tahrikatı İle yeniden alevlenen, muh­tariyet ve isktiklâl hareketleridir, İlk önce Her­sek te başlıyan isyan, : Bosna’ya da yayıldı (1S75), Sırplar ve karadağlılar da bu ayakîaa- mağa yardım ediyorlardı. Rus hulul ve nüfuzu­na karşı faal davranmak istiyen Avusturya baş­vekili Kont Andrasy, Bosna-Hersek için bir ıslahat notası hazırhyarak, devletlere ve Babı- âliye kabul ettirdi ise de, isyan durmadı. Di­ğer taraftan Bulgaristan ’da da isyan başladı (1876.) Bu esnada Selanik ’te bir vak’a da iki ecnebî konsolosunun Ölümüne sebebiyet verdi. Devletler ağır teklifleri ve tehditleri havi Berlin memorandum unu hazırhyarak, Bâbıâ- liye tevdie karar verdiler. Fakat buna vakit kalmadan Abdülaziz hai’edildi.

Abdülaziz, dahilî İdare ve icraat itibarı ile, muayyen bîr şahsiyet sahibi olduğunu göstere­memiş, muhtelif devlet adamları ile saray erkânının tesir ve nüfuzlarına tâbi olmuştur. Islahat ve kalkınma bakımından yapılan işler ve halkın itimat ve nefreti de, ekseriyetle, sadarete getirilen devlet adamlarının seciyesi­ne, gayretine,  ve şöhretine göre, Ölçülme­lidir. Bu sebeple Abdülaziz ’in saltanatı, dahilî idare bakımından, iki devreye ayrılabilir. Âlî Paşa ’nm vefatı tarihi olan 1871 e kadar devam eden birinci devrede tanzimat ve ıslahata bir dereceye kadar devamedilebiîmiş ve nisbî bir sükûn ve istikrar görülmüştür. Bu devrin sad­razamları arasında en mühim iki şahsiyet, Âlî ve Fuad paşalardır. Ekseriyetle birbirini takip’ ve itmam etmekle beraber, bu İki1 şahsiyet ara-

Bimİa mühim farklar mevcuttur. Fuad Paşa pa­dişaha karşt daha mumaşatkâr davranmış, haricî siyasette de İngiltere *mn muzaharetinî aramış­tır; Âlî P&S* Î3e> padişaha karşı daha vakarlı ve tadilkâr hareket etmiş ve haricî siyasette de Fransa’ya dayanmak istemiştir. Âlî Paşa şah­siyeti, kudreti ve nufuzu ile, sarayın keyfî ha­reketlerine karşı bîr dereceye kadar mukave­mete ve Bâbıâlt ’nîn nufuzunu korumağa olduk­ça muvaffak olabilmiştir. Bu devrede padişah, evvelâ Bursa ve Mısır a, daha sonra da Paris, Londra ve Viyana ’ya (1867} seyahat etmiştir. Bu seyahatlerden padişahın, görgü açısından, istifade edeceği düşünülmüştü. Fakat görülen memleketlerin servet ve mamuriyeti kendisini düşündürmemiş, sadece  onla­rı taklide yöneltmiştir.

Bu devrede tİcaret-i bahriye ve vilâyat ka­nunlarının neşri, şûray-ı devletin teşkili, mahke­melerin ıslah ve istiklâli, Mecelle cemiyetinin kurulması ve Mecelle *nin neşrine başlanması, askerî teşkilât ve bazı nafıa işleri devletin ye­nilenme yolunda attığı mühim adımlardır. Ga­latasaray Sultanîsinin kurulması (1868), Avrupa He daha geniş bir temas hazırlamıştır. Maarif-i umumiye nizamnamesi ilân, askerî idadî ve rüş- tî mektepleri ile Tıbbiye-i Mülkiye mektebi te­sis olundu, Hemen her sene akdedilen İstikraz paralan ile, padişahın arzusuna göre, saraylar ve köşkler yapılmış; ordu için yeni silâhlar te­darikine ve donanma vüeude getirilmesine de İtina olunmuştur.

Bunlardan başka Rumeli ve Anadolu ‘da bazı demiryollar inşa, Tuna ve Dicle *de gemiler İş­letilmesine teşebbüs, İdare-i Aziziye adı ile bir seyr-i efain idaresi tesis edilmiş, Boğaziçi ’nde çalışmak üzere de, Şırket-i Hayriye ’ye imtiyaz verilmiştir. ‘

Tanzimat hareketi bu devrede az çok inkişaf etmekle beraber, adedi gittikçe artan münev­verlerin, atılan terakki adtmlanm kâfi bulmı- yarak veya hükümetin bazı icraatını zararlı görerek, yaptıkları tenkitler, kuvvetlenme İsti­dadını gösteren matbuata da intikal ettiği için, hükümetçe matbuatın serbestısi takyit edilmiş vo hatta sansür usuîu vazolunmuştur {186 $ ). Hürriyet ve mürakabe fikirlerini yaymağa çalı­şan ve halka daha müessir bir tarzda hitab edebilmek için yazı lisanında da bir dereceye kadar sadeliğe doğru bir cereyan uyandırmak istidadım gösteren matbuatın takyitlere tabi tutulması, yavaş yavaş memleket dahilinde bir nevi gizli muhalefet uyandırmıştır. Hususiyle iktidar mevkiinde bulunanlarla anlaşatmyan mı­sırlı Mustafa Fazıl Paşa’mn Paris’e gitmesi üzerine, yeni osmanltlar namı He tanın­mağa başhyan hürriyet tarafdan bazı münev­verler de Paris ’e giderek ve gazeteler neşrede­rek, memleket haricinde muhalefete devam et­mişlerdir. Memleket dahil ve haricinde muhale­fet ve neşriyatları ile tanınmış olan bu genç türklerin en maruflarından olan Ziya Paşa, Na­mık Kemal, Ebüzziya Tevfik ve Ali Suavİ gibi bazıları sonraları muhtelif hizmet ve rollerde de tanınmışlardır.

İkinci devreye gelince, bu devredeki sadra­zamlar arasında Mahmud Nedim Paşa ile Midhat Paşa dikkati celbeder. Âlî ve Fuat paşaların birbirlerini ikmal etmesine mukabil, Midhat ve Mahmud Nedim paşalar birbirine tamamen zıd siyasetler takip etmişlerdir. Mahmud Nedim Paşa mevkiini muhafaza edebilmek için, padi­şahın keyif ve hevesine kayıtsız ve şartsız hiz­meti «mel edinmişti. Bu sebeple, sarayın iste­diği parayı yetiştirebilmek için, meşru ve gayrı meşru her çareye baş vurmuş; en sonra hükü­met borçlarının faizini yarı nakit ve yan yeni esham He, yani borcu borçla, ödemek usulüne müracaat etmiş ve bu suretle devletin iflâsını Hân eylemiştir. Mahmud Nedim Paşa devri, mü­temadi azil, nefi, suistiraal ve rüşvetlerle fena şöhret kazanmıştır. Mahmud Nedim Paşa her su­retle devleti içinden çürütmek istiyen Rusya el­çisi İgnatiev *in elinde oyuncak haline gelmişti. Midhat Paşa ise, padişahların keyif ve istib­dadına, meşrutiyet ile, yani hükümet için halk içinde bir murakabe ve mesned hazırlamak su­retiyle, karşı gelinebileceğine kani butunuyor ve Genç Türkler ile sıkı münasebette buluna­rak, bir hürriyetperverler gurupu vüeude getir­meğe çalışıyordu. Diğer taraftan şahsî İnfialler­le padişaha husumet besliyenler de vardı» İşte bu şartlar dahilinde devrin sonunda, saray He aleyhdarlart arasında şiddetli bir mücadele açıl­mıştır, Hersek ve Bulgaristan isyanları, Selânik vak’ası ve bu vak’alarm mucip olduğu ecnebi müdahalesinin halkta uyandırdığı hoşnutsuzluk ; medrese talebesinin ve halkın hareket ve nü­mayişlerini intaç etti. Padişah, Mahmud Nedim Paşa yerine, Mütercim Mehmed Rüştü Paşa ’yı sadarete getirdi. Vükelâ meyanında bulunan Midhat Paşa, sarasker Hüseyin Avni Paşa, şey­hülislâm Hayruîlah Efendi ve sadrazam, dahilî ve haricî vaziyeti göz önünde tutarak, Abdül- âziz ’in halinin zarurî olduğuna hükmettiler, I Şeyhülislâmın verdiği fetvada padişahın siyase- j te vukufsuzluğu, devlet malını kendi nefsi İçin israf ettiği kaydolunuyor ve muvazenesizliğine de işaret ediliyordu. Nihayet 29/30 mayıs 1876 da, saray asker ile sarılarak, Abdülaziz tahttan indirildi ve yerine yeğeni Murad V. tahta çı­karıldı.

O  zamana kadar kayıtsız ve şartsız hükmünü yürütmeğe alışmış olan Abdülaziz ilk önce Topkapı sarayına nakledilmiş ve daha sonra, kendi müracaatı üzerine, Feriye sarayına alınmıştı. Daha Topkapı sarayında iken, hayatına kaste­dileceği vehim ve korkusuna düşmüştü. Nihayet vehimlerinin tesiri altında Abdülaziz» sakalım düzeltmek bahanesi Ue, validesinden aldığı ucu sivri bir makas ile kollarının damarlarını kese­rek, intihar etmiştir (4 haziran 1876). Taraf- darları Abdülaziz ’in katledildiği iddiasını İleri sürmüşlerdi. Gerçi Abdülhamid Ü. de üç sene sonra, bu iddiayı istismara kalkışarak, Yıldız *da kurduğu mahkemede kendisine ilk kanun-ı esa­siyi İlân ettiren Midhat Paşa ile diğer birkaç kimseyi muhakeme ve neticede Midhat Paşa’yı da mahkûm ettirmişti. Ancak katle delâlet ede­cek zayıf emarelere, düzme oldukları tenkit ve muhakeme île anlaşılabilecek zâhîrî delillere rağmen, vukuatın mantıkî tahlili ve Abdülaziz ‘in na’şmt muayene etmiş bulunan muhtelif ta- bî’iyet ve milliyette yirmiye yakın doktorun ra­poru İntiharı göstermekte olduğu gibi, bilhassa, na’şı muayeneye bol vakit bulan İngiliz sefaret-İ doktoru Dickson İle diğer bîr İngiliz doktoru­nun intiharın vuku’u tarzına ve cesette şüpheyi celb edecek hiç bir bere bulunmadığı hakkında sefire verdikleri mufassal rapor, bu keyfiyeti açık bîr surette teyit ve isbat etmektedir. Ab­dülhamid’in Midhat Paşa’mn mahkûmiyetini si­yasî bir maksatla hazırlamış olduğu da, bu su­retle, anlaşılmaktadır. Mahkemeye katil suçlusu olarak sevkedilen Pehlivan Mustafa ve arkadaş­larının vaki olan itiraflarının işkence neticesi olduğu ileri sürülmekle beraber, zayıf İhtimal olarak, Abdülaziz *in öldürüldüğü kabul edilse bile, Midhat Paşa ‘ma bu katle mürettıp olarak iştirakini kabul ettirecek esaslı deliller gösteri­lememiştir. Çocukluğundan itibaren cinnet eseri gösteren, Abdülaziz *io büyük oğlu ve Mehmed Reşad ’m velîahdi Yusuf İzzeddİn Efendi *nin babasının, bîr mabeyocİsİnden bir gece evvel Öğrendiği, intihar tarzını taklit ederek, 1917 de kendisini Öldürmüş olması da Abdülaziz ‘İn İn­tiharının asabî bir buhran neticesi olması İhti­malini hatıra getirmektedir.

Bu yazı 163 kere okundu.
  • Site Yorum

Bir yorum bırak

Kategoriler