7. Sınıf Sosyal Türklerin Yeni Yurdu Anadolu Konu Özeti

Paylaş
 

7. Sınıf Sosyal Türklerin Yeni Yurdu Anadolu Konu Özeti

Haçlı Seferleri

1096–1099:  1.Haçlı Seferi: Kudüs Haçlıların, İznik ve Batı Anadolu Bizans’ın eline geçti. Selçuklular Konya’ya çekilip orayı başkent yaptılar.

1147-1149:  2.Haçlı Seferi: Haçlılar Selçuklular tarafından bozguna uğratıldı.

1176:       Haçlılarla işbirliği yapan Bizans, 2.Kılıçarslan komutasındaki Selçukçululara Miryokefalon’da yenildi.

1189–1192:  3.Haçlı Seferi: Savaş, Selahattin Eyyübi’nin Kudüs’ü ele geçirmesiyle başladı.

1204:       4.Haçlı Seferi: Haçlılar İstanbul’u işgal ederek Latin İmparatorluğunu kurdular.

 

Hükümdarlar ve donanma adına yaptıkları yenilikleri

Orhan Gazi(1326-1362): Osmanlılar, hiç denizcilik deneyimi olmamasına rağmen küçük gemilerden oluşan bir donanma kurarak Marmara Denizi’ne açıldılar. Bu dönemde Osmanlılara katılan Karesi Beyliği’nin donanmasından faydalandılar.

 

Yıldırım Beyazid(1389-1402): Zamanında Gelibolu donanmanın üssü oldu, tersane olarak kullanıldı.

Fatih Sultan Mehmet(1451-1481): İstanbul’un fethinden sonra Akdeniz ve Karadeniz’e açıldı.

2.Beyazid(1481-1512): Akdeniz’de faaliyet gösteren Türk korsanlarını devlet hizmetlerine alarak donanmayı genişletti.

Yavuz Sultan Selim(1512-1520): Donanmayı genişletti.

Kanuni Sultan Süleyman(1520-1566): Yavuz zamanında Osmanlı hizmetine giren Barbaros Hayrettin Paşa’yı kaptan-ı derya yaptı. Osmanlı donanması Akdeniz’in en etkili gücü oldu.

Tarihler

1015 Türklerin Anadolu’ya ilk akınları                     1331 Osmanlıların İznik’i fethi

1075İznik’te Selçuklu Devleti’nin kurulması                           1048 Pasinler zaferi

1261-1300 Osmanlı Beyliklerinin kuruluşu                            1071 Malazgirt zaferi

1364 Sırpsındığı savaşı                       1077 Türkiye Selçuklu Devleti’nin kuruluşu

1308 Türkiye Selçuklu Devletinin Sonu

1326 Osmanlıların Bursa’yı Fethi

1354 Osmanlıların Ankara ve Gelibolu’yu fethi   1361 Osmanlıların Edirne’yi fethi

 

-Özet-

Devletin kurucusu ve Osmanlı Hanedanının atası olan Osman Gazi, Oğuzların Bozok kolunun Kayı boyundandır.Devlet, Bilecikilinin Söğüt ilçesinde kurulmuştur. Osmanlı Devleti’nin bağımsız bir devlet olarak tarih sahnesine çıkması yaygın kabule göre 1299 yılında olmuştur. Ancak Prof. Dr. Halil İnalcık ve bazı diğer akademisyenler, Osmanlı Devleti’nin 1299’da Söğüt’te değil 1302’deYalova’da Bizans’a karşı yaptığı Koyunhisar Muharebesi sonrasında devlet niteliğini kazandığını iddia ederlerİstanbul ile sınırlı bir şehir devletine dönüşmüş olan Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu’nu yıkmış, bazı tarihçilere göre bu Yeni Çağ’ı başlatan olay olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu gücünün doruğunda olduğu 16. ve 17. yüzyıllarda üç kıtaya yayılmış ve Güneydoğu Avrupa,Orta Doğu ve Kuzey Afrika’nın büyük bölümünü egemenliği altında tutmuştur. Ülkenin sınırları batıda Cebelitarık Boğazı ve 1553’te Fas kıyıları’na, doğuda Hazar Denizi ve Basra Körfezi’ne, kuzeyde Avusturya, Macaristan ve Ukrayna’nın bir bölümüne ve güneydeSudan, Eritre, Somali ve Yemen’e uzanmaktaydı.Osmanlı İmparatorluğu 29 eyaletten ve özerlik tanınmış olan Boğdan, Erdel veEflak prensliklerinden oluşmaktaydı. Devlet zaman zaman denizaşırı topraklarda da söz sahibi olmuştur. Atlantik Okyanusu’ndaki kısa süreli toprak kazanımları Lanzarote (1585), Madeira (1617), Vestmannaeyjar (1627) ve Lundy (1655) bu duruma örnek olarak gösterilebilir.

Devlet altı yüzyıl boyunca Doğu dünyası ile Batı dünyası arasında bir köprü işlevi görmüştür. Hâkimiyeti altında bulunan topraklarda yaşayan halklar zaman zaman, toplu ya da yerel ayaklanmalar ile Osmanlı iktidarına karşı çıkmışlardır. Genel olarak din, dil ve ırk ayrımından uzak durduğu için yüzyıllarca birçok devleti ve milleti hakimiyeti altında tutmayı başarmıştır. Osmanlı İmparatorluğu, eski Türk örf ve adetlerinin ve İslam kültürünün yükümlülüklerinin doğrultusunda bir yönetim şekli belirlemiştirOsmanlı İmparatorluğu’nun siyasi yapısında ve hukuk kurallarının oluşumunda İslam dininin belirleyici bir rol oynaması, Osmanlı İmparatorluğu’nun “İslam devleti”, dolayısıyla bir “din devleti” olarak nitelenmesine neden olmuştur.Osmanlı İmparatorluğu dönemi bazı tarih uzmanlarınca Osmanlı Hanedanı’nınve saray erkanının, Rum kadınlarla ve diğer Slav Hristiyan halklardan (Sırplar, Bulgarlar, Arnavutlar vb. gibi) kadınlarla evlilik yapması, iskan politikası sebebiyle devşirilen Hıristiyan çocukların Türk-İslam örf ve gelenekleri ile yetiştirilip Yeniçeri ordusuna ve devlet kurumlarına alınmasıyla beraber,Türk tarihinin Roma-Doğu Roma tarihi ile kaynaştığı dönem olarak görülür.

Osmanlı İmparatorluğu belirli tarihsel dönemlere ayrılarak incelenir. Dönemler, Osmanlı Devleti’nin yönetim yapısına ve dünya siyasetindeki yerine göre belirlenmiştir. Toprak büyüklüğünü temel alan ayrıştırmalardan daha detaylı bir bakış açısına izin vermektedir.

Miryokefelon Savaşı*

 

Türkiye Selçuklu Sultanı 1. Mesut’un ölümü üzerine 1155 başa geçen 2. Kılıçaslan diğer kardeşlerince hükümdar olarak tanınmamış,ayrıca Danişmentliler de bu anlaşmazlığı körüklemişlerdi.Ancak 2.Kılıçaslan bu zorlukların üzerinden gelmişti.Bu arada 1157 yılında Büyük Selçuklu Devleti’nin son hükümdarının da ölmesiyle Büyük Selçuklu Devleti dağılmış,bu olay Türkiye Selçuklu Devleti’nin daha da güçlenmesine sebep olmuştur.Ancak Türkiye Selçuklu Devleti’ni  yıkmak,türkleri Anadolu’dan çıkarmak isteyen Bizans İmparatoru,büyük bir ordu hazırlatarak 1176 yılında harekete geçmiştir.2.Kılıçaslan’ın barış teklifini  reddeden Bizans İmparatoru,Türkmen kuvvetlerinin Bizans sınırındaki topraklara yaptıkları akınları bahane ederek,Türkiye Selçuklu topraklarına girdi.Bizans ordusunu,günümüzde kumdanlı denilen dar ve dik Miryokefelon Vadisi’ne çeken 2.Kılıçaslan burada Bizans ordusunu ağır bir yenilgiye uğrattı.Böylece Selçuklu’lar Bizans İmparatorluğu’na karşı Malazgirt Savaşı’ndan sonra 2.büyük başarısını elde etti.

Türklerin Yeni Yurdu Anadolu-Sosyal B. Konu Anlatımı

Büyük Selçuklu devleti kurulmadan önce Anadolu’ya akınlar gerçekleşiyordu fakat bu akınla Anadolu’yu tanıma ve biansı yıpratma amaçlıydı ilerleyen zamanda ise bu seferler artık Anadolu’ya yerleşme amaçlı olmaya başlamıştır.
1071 Yılında Anadolu’yu Türklere vermek istemeyen Bizanslarla Türkler arasında oldu ve savaşı Türkler kazandı ve Anadolu’nun kapıları Türklere açılmış oldu.Artık Türkleri durdurabilecek Anadolu’da bir güç kalmamıştı.
Türkler hızla Anadolu’ya göç ediyordu.Yıkık fakir ve harabe şeklindeki Anadolu’yu Türkler hızla imar ediyor şehirler kuruyor yollar, köprüler, hanlar hamamlar, üniversiteler, kervansaraylar yapıyorlardı.Fakir Anadolu zenginleşiyorlardı.
Bu ilk Anadolu beylikleri Türkiye Selçuklular, Danişmentliler, Mengücekliler, Saltuklular, Artuklular, Çaka Beyliğidir.Bu beylikler Anadolu’daki ilk Türk beylikler olup Anadolu’yu Türkleştirmiş ve Imar etmişlerdir.Bu kadar farklı beyliklerin kurulması bu beylikleri kuranların farklı boylara mensup olmasıdır.

TÜRKIYE SELÇUKLULARI

Türkiye Selçuklular Anadolu’da kurulan en önemli ilk Türk Beyliklerdendir.Türkiye Selçukluların diğer Türk Beyliklerine göre avantajı şunlar olabilir.
1.Türkiye Selçuklu devletinin önünde topraklarını genişletebileceği güçsüz bir Bizans devletinin bulunması
2.Denize kıyı ve önemli limanlara sahip olduğu için Ticareti son derece gelişmiştir.
3.Verimli tarım alanlarına sahip olması.
4.Türklerle ve Bizans devleti arasında olduğu için Her iki tarafla ticaret yapabilmesi gibi bir çok avantajı vardı.
Türkiye Selçuklu devleti ticarete çok büyük önem vermiştir.Ticaret yapanların üç gün ücretsiz konaklayabileceği yemek yiyebileceği ve hayvanlarının dinlendirebileceği ticaret yolları üzerine kervansaraylar yapmışlardır.Ticaret yolları yapılmış pazarlar kurulmuş ve ticaretçilerin malları devlet garantisi altına alınmıştır.Örneğin ticaretçinin malına her hangi bir zarar geldiğinde zararını devlet ödüyordu.Durum böyle olunda Anadolu tam bir ticaret merkezi haline gelmiş ve çok zenginleşmiştir.
Ayrıca Türkiye Selçuklu devleti zamanında Anadolu artık Türklerin yurdu olarak anılmaya başlanmış ve bir çok kalıcı eserler yapılmış okullar, köprüler camiler, hastaneler aş evleri gibi bir çok mimari eserler yapılmıştır.Anadolu tam yaşanılası yer haline gelmiştir.O fakir Anadolu olmuş dünyanın en zengin ve güzel yeri haline.bir çok bilim adamı bu dönemde yaşamıştır.Mevlana ve yunus emre bu dönemde yaşamıştır.
Türkiye Selçuklu devleti Bizanslarla 1176 yılında Miryokefalon savaşında yendi ve anayolunun Türk yurdu olduğu kesinleşti

HAÇLI SEFERLERI

Avrupalı devletlerin hep birlikte kutsal yerleri ve Anadolu’daki Hıristiyanların katledilmesini bahane gösterip doğuya doğru seferlerin yapmasına haçlı seferleri denilir.
Nedenleri
1.Türklerin hızla Anadolu’yu ele geçirmesi ve batıya doğru yani Avrupa’ya doğru ilerlemesi ve Avrupa’nın bunu engellemek istemesi
2.Asıl sebep ise .Yoksul fakir Avrupalıların doğunun (Türklerin ve Arapların) zenginliklerini ele geçirmek istemesidir.
3.Kudüs’ü kutsal toprakları ele geçirmek istenmesi.
Haçlılar bu sebeplerden dolayı binlerce kişi Anadolu’ya saldırmış Türkiye Selçuklu devleti karşı koymuştur.8.sefer düzenlemişler ilkinde başarılı olmuşlar diğerlerinde istenilen başarıyı gerçekleştirememişlerdir.
Haçlı seferlerin sonuçları.
1.Dini sonuç.Papaya olan güven azaldı.Dinin etkisi Avrupa’da azaldı.Önceden Rahipler Avrupa’yı istedikleri gibi yönetiyorlardı ve son derce zenginlerdi.Halk fakir cahil yoksulluk içinde yaşıyordu
2.Siyasi sonuç:Türlerin batıya olan ilerleyişini yavaşlattı.150 yıl bu seferlerle Türkler meşgul oldu gücümüzü azalttılar
3.Sosyal sonuçlar:2medeniyet bir biri ile karıştı kültür alış verişi gerçekleşti
4.Ekonomik:Doğu batı arasında ticari faaliyetler arttı.Akdeniz’de deniz ticareti gelişti Akdeniz’e kıyısı olan devletler zenginleşti.Avrupa belki yüzlerce yıl sonra bulacakları teknolojik gelişmeleri kısa yoldan sahip oldular ve gelişmeye başladılar.Haçlı seferleri sayesinde bir çok bilgiye sahip oldular temizliği vb şeyleri bizlerden öğrenciler.Barut, pusula, kağıt gibi büyük icatları öğrendiler.

OSMANLI IMPARATORLĞUNUN KURULUŞU
Osmanlı Devleti ya da Osmanlı Imparatorluğu Devlet-i Aliyye-i Osmaniye 1299-1922 yılları arasında varlığını sürdürmüş Türk devletidir. 29 Ekim 1923 tarihinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti bu devletin ardılı olarak kabul edilmektedir.
Devletin kurucusu ve Osmanlı Hanedanının atası olan Osman Gazi, Oğuzların Bozok kolunun Kayı boyundandır. Devlet, Bilecik ilinin Söğüt ilçesinde kurulmuştur. Istanbul ile sınırlı bir şehir devletine dönüşmüş olan Bizans Imparatorluğu’nu yıkmış, bazı tarihçilere göre bu Yeni Çağ’ı başlatan olay olmuştur. Osmanlı Devleti gücünün doruğunda olduğu 16. ve 17. yüzyıllarda üç kıtaya yayılmış ve Güneydoğu Avrupa, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’nın büyük bölümünü egemenliği altında tutmuştur. Ülkenin sınırları batıda Cebelitarık Boğazı (ve 1553’te Fas kıyıları’na, doğuda Hazar Denizi ve Basra Körfezi’ne, kuzeyde Avusturya, Macaristan ve Ukrayna’nın bir bölümüne ve güneyde Sudan, Eritre, Somali ve Yemen’e uzanmaktaydı. Osmanlı Devleti 29 eyaletten ve vergiye bağlanmış Boğdan, Erdel ve Eflak prensliklerinden oluşmaktaydı. Devlet zaman zaman denizaşırı topraklarda da söz sahibi olmuştur. Atlantik Okyanusu’ndaki kısa süreli toprak kazanımları Lanzarote (1585), Madeira (1617), Vestmannaeyjar (1627) ve Lundy (1655) bu duruma örnek olarak gösterilebilir.
Devlet altı yüzyıl boyunca Doğu dünyası ile Batı dünyası arasında bir köprü işlevi görmüştür. Büyük Jüstinyen’in 1000 yıl önce egemen olduğu Konstantinopolis (başkent Istanbul ve Kanuni Sultan Süleyman döneminde ele geçirilen çevre bölgeler)’e sahip olan Osmanlı Devleti, Bizans Imparatorluğu’nun Müslüman bir ardılı olarak kabul edilir. Osmanlı Devleti, Bizanslıların mimari, mutfak, müzik, boş zaman etkinlikleri ve devlet yönetimi alanlarındaki gelenk, görenekler ve tarihi birikimini de benimsemiş ve bu kavramları devlet bünyesinde yaşamakta olan Asya Türk Kültürü ve Islam Kültürü aracılığıyla Osmanlı kültürel kimliği olarak adlandırılan özgün bir biçime dönüştürmüşlerdir. Hakimiyeti altında bulunan topraklarda yaşayan halklar zaman zaman, toplu ya da yerel ayaklanmalar ile Osmanlı iktidarına karşı çıkmışlardır. Genel olarak din, dil ve ırk ayrımından uzak durduğu için yüzyıllarca birçok devleti ve milleti hakimiyeti altında tutmayı başarmıştır. Osmanlı Devleti, Eski Türk örf ve adetlerinin ve Islam kültürünün yükümlülüklerinin doğrultusunda bir yönetim şekli belirlemiştir.

OSMANLIDA BIR MERKEZ IZNIK
Iznik, Osmanlı dönemi Türk çini ve seramiği ile özdeşleşmiş bir isimdir. M.I. IV. yüzyıldan bu yana tarihi gelişimi izlenebilen bu küçük ve şirin yerleşim yeri, Iznik gölünün doğusunda, surlarla çevrili bir merkezdir. Istanbul’u Anadolu’ya bağlayan yollar üzerinde bulunması ve bu durumun aşağı yukarı XVII. yüzyıla kadar sürmesi, buraya önemli bir canlılık getirmiştir.

Ancak, eski seyahatnamelerin çoğunun birleştiği ortak nokta, bu merkezin küçük bir köy kadar basit olduğudur. Nüfusunun ikibinleri aşmadığı kaydedilir.
Evliya Çelebi, bir zamanlar 300 civarında çinicinin çalıştığını belirtmekle birlikte, Batılı araştırmacılar nedense bu sayıyı çok abartılı bulurlar.
Son yıllarda, Iznik’de küçük bir bölgede yapılan kazı ve araştırmalar, 30 civarında çini fırını tesbitine imkan vermiştir ve biz bu sayının pek abartılmış olduğuna inanmıyoruz.

Kısa bir süre Anadolu’daki ilk Türk başkenti olduktan sonra tekrar Bizans egemenliğine girmiş olan Iznik, 1331 yılında Orhan Gazi tarafından fethedildikten sonra önemli bir Osmanlı merkezi haline gelmiştir.
“Şenlendirildikten” sonra, özellikle XIV ve XV. yüzyıllarda önemli anıt eserlerle donatılmış, bayındır hale getirilmiş ve bir kültür merkezi durumuna geçmiştir. XVI. yüzyılda Kanuni Sultan Süleyman’ın özel ilgisi ile, son parlak dönemin! yaşamıştır. Osmanlı Imparatorluğu’nün bu en yüksek döneminde, çiniciliğinin ünü zamanının “Dünya”sına yayılmıştır. Istanbul’a en az üç günlük bir yolla ulaşılabilmesine rağmen, Imparatorluk merkezindeki görkemli anıt eserlerin çini süsleme programı Iznik’de üretilmiştir.

Bilim adamlarının çini ve seramik deyimlerim farklı amaçlarla kullanmalarma karşılık, ustalar ve halk arasında sırlı üretimin genel adı “çini” olmuştur. Ancak, duvar kaplamasındaki pişmiş toprak sırlı malzemeye “çini”, kullanım eşyası olan kase, tabak, fincan, kavanoz gibi açık veya kapalı formlardaki pişmiş toprak ve sırlı malzemeye “seramik” demek alışkanlığım sürdürüyoruz.

Iznik’de seramik hammaddesi genellikle fritli hamurdur. Bunun için gerekli kuartz çevredeki dere yataklarında bol miktarda ve serbest halde mevcuttur. Kil ve boya hammaddesi ile özellikle soda oldukça uzaktan sağlanmıştır. Son yıllarda Iznik’de yapılan kazılarda, uzman ekiplerin ayrıntılı çalışmaları ile konuya açıklık getirilecek düzeye ulaşılmıştır. Malzeme, teknik ve fırınlama teknolojisi üzerindeki çalışmaların anahatları, 1981-1988 kazı sonuçları kitabı ile bazı ayrıntılı makalelerde yayınlanmıştır.

MTA laboratuvarlarında yapılan analizlerden bir kısmı, Iznik seramiğinde sanıldığı gibi max. 900 °C. pişirme yerine, max. 1260 °C. sonucunu vermiştir ki, bu hafif porselen anlamına gelebilir. Bu konudaki araştırmalar spektral analizlerle devam ettirilmektedir. Diğer yandan, bazı araştırmacıların spekülatif şüphelerini giderecek bazı sonuçlar, fırın kalıntılarındaki arkeomanyetik ve arkeotektonik incelemelerle elde edilebilmiştir. Buna göre dairesel ateşhaneli fırınlar genellikle XVI. yüzyıl, uzun dikdörtgen tipli fırınlar ise daha erken dönemlere tarihlenebilmektedir. Iznik, fırınlar için gerekli reçinesiz odunun kolay sağlanabildiği bir bölgede idi. Istanbul’un odun ihtiyacının büyük kısmı Iznik’in kuzeyindeki ormanlardan sağlandığı gibi, yakın geçmişte demiryolu traversleri bile, bu bölgedeki Hacı Osman köyünden sağlanıyordu.

Ahlat, Kalehisar gibi Selçuklu merkezlerinde rastlanan dairesel planlı, gaz çıkışlı-gömlekli fırınlardan bir örneğe de Iznik’de rastlanmış ve yayınlanmıştır. Şimdiye kadar üzerinde çalışılan fırınlar ise başlıca iki tiptedir: Yaygın olan tip, çömlekçi fırınlarında da görülen, dikdörtgen ateşhanesinin üzeri beşik tonozla örtülü, tabanı delikli ve pişirme hacmi de aynı biçimi yansıtan fırınlardır. Bunlarda redüksiyon tepedeki deliklerin açılıp kapatılması ile elde ediliyordu. Ateşhanesi dairesel planlı olan fırınların pişirme hacmi de kubbemsi örtülü olup, bunlarda daha fazla ısı elde edildiği anlaşılmıştır. Her iki tip fırının ateşhaneleri, kuyu gibi kazılan derin bir çukur içinde bulunmaktadır.

Iznik’de pişirme, genellikle üçayak adı verilen ara malzeme ile ve açık yerleşimle yapılıyordu. Hiç üç ayak izi bulunmayan önemli parçalarda kasetli pişirimin uygulandığı düşünülebilir.

Kapalı ve açık formlardaki çeşitlemesi bir yana, Iznik seramiği, kırmızı hamurlu ve beyaz sert hamurlu olmak üzere, başlıca iki ana grupta toplanabilir.
Kırmızı hamurlu Iznik seramiğin üç ayrı teknik ve üslupda incelemek mümkündür. Bunlardan birincisi, kırmızı hamurlu, astan çizikleme dekorlu (sgrafitto) bazen akıtmalı, çeşitli renklerde sırlanmış bir seramiktir. Anadolu’da ve Ortadoğu’da, Selçuklu ve Bizans çağı seramiklerinde de uygulanmış olan bu teknikten çok sayıda örnek Iznik kazılannda da bulunmuştur. Osmanlı döneminde basit günlük kullanım seramiği olarak bir süre yapılmış olduğu anlaşılmaktadır.
Iznik’de kırmızı hamurlu seramiğin ikinci tekniği, astar dekorlu (slip) olarak ortaya çıkar. Kalehisar ‘da da elde edilen bu tip seramik,

Osmanlı seramik sanatının Selçuklu seramik sanatı ile belirgin bir bağlantısı olarak değerlendirilmelidir. Kırmızı hamurlu zemin üzerinde inceltilmiş astar maddesiyle yapılan serbest ve hareketli dekor, renkli ve şeffaf sır altında hafif kabarık bir etki bırakarak daha açık görülmektedir. Kahverengi, sarı, yeşil gibi renkli sır, kabarık motifler arasındaki kırmızı zeminde daha koyu olarak belirmekte ve böylece tek renkli sır ile çok canlı ve hareketli bir görüntü elde edilmektedir.

Kırmızı hamurlu seramiğin üçüncü devresi, bazen “Beylikler Devri Seramiği” şeklinde teklif edilen, ama daha çok Batılı yayınlarda ilk olarak F.Sarre’nin adım koyduğu şekilde “Milet Işi” tanımı ile bilinen beyaz astarlı ve mavi-beyaz dekorlu seramiktir.

Iznik kazılarının kesinlikle ortaya koyduğu gibi, bu tip seramiğin asıl üretim merkezi Iznik’tir. Bulunan yanık-bozuk fırın artıkları, üç ayak yapışmış örnekler, astarlanıp dekorlanmış fakat henüz sırlanıp pişirilmemiş buluntular ve en önemlisi dolu iken çökmüş bir fırın ile sayıları binleri bulan çok değişik üretim örnekleri, asıl üretim merkezinin Iznik olduğuna dair bir şüphe bırakmamıştır.
Genellikle çukur kase formları ile karşımıza çıkan bu teknikteki parçalar yanında, kandil, tas, tabak gibi çeşitli formlara da rastlanmaktadır. 1984 yılı kazılarında insan yüzlü bir parçanın bulunması gerçekten ilgi çekici olmuştur. Kırmızı hamurlu zeminin iç tarafı tamamen astarlanmış olan bu seramiklerin, dış tarafı ve dip kısmı genellikle astarlanmamıştir. Beyaz astarlı zemin üzerinde, çoğunlukla kobalt mavisi ile yapılmış serbest dekor göze çarpmaktadır.
Serbest yaprak desenleri, bazen göbek kısmındaki yıldızlar ve madeni kaplan çağrıştıran radyal hatlarla karakteristik hale gelen bu kaplarda benzer kompozisyonlar bulunmakla beraber tekrara rastlanmamaktadır. Şeffaf renksiz sırlılar yanında, firuze sırlı olanları, Selçuklu devrinin firuze sıraltına siyah dekorlu seramiği ile yakın bağlar kurumlaşma imkan vermektedir. Iznik kazıları bu tip seramiğin tarihlendirilmesi bakımından sanılanın aksine yeterlidir.

Üstelik, daha XIV. yüzyıldan başlamak üzere, günlük kullanım seramiği olarak uzun süre üretilmiş olduğu kanaati Iznik kazıları ile kanıtlanmıştır. Son zamanlardaki buluntu ve yayınlardan Osmanlı dönemi seramik üretiminde Iznik ile belirli bir paralellik gösterdiği anlaşılan Kütahya’da da, buna benzer bir üretimden söz etmek mümkündür. Iznik’de de bu tip seramiğin yapımına, üretimin sürdüğü sürece devam edildiği anlaşılmaktadır.

Biz Çinicibaşı Mustafa’nın 1680 tarihli mezar taşına da dayanarak XVII. yüzyıl sonlarına doğru çinicibaşınm hala Iznik’de bulunduğunu gözönüne alıp, bu dönemde de Iznik’in çini üretiminde merkez olduğunu sanıyoruz. Genellikle bu tip seramiğin en parlak döneminin XV. yüzyıl olduğu kabul edilmektedir. Hamur ve teknik büyük değişiklik göstermediği ve Iznik kazılarında stratigrafiyi tam olarak belirlemek henüz mümkün olmadığı için, eldeki bazı bulgulara rağmen, bu konuda daha fazla ayrıntıya girmek mümkün değildir.
Beyaz hamurlu Iznik seramiğinin başlangıcı genelde XV. yüzyıla indirilir. Sert beyaz hamurlu, ince ve düzgün şeffaf sırlı bu seramik, çini ustalannın hamurda yaptığı değişiklik yanında dekorlarda da yenilik getirmiştir.
Osmanlı sarayına girmeye başlayan Çin porselenlerindeki dekorun, desen değişikliğinde önemli rol oynadığı eskiden beri söylenmektedir. Ancak, Dursa ve Edirne’de özellikle bu dönemin mavi-beyaz duvar çinilerinde yeni bir üslubun doğmuş olduğunu unutmamak gerekir. Formlarda da değişiklik göze çarpmaktadır. Derin kaseler bu dönemde de çoğunluktadır.

Ancak ayaklı büyük kaplar, yayvan ve kenarları geniş tabaklar ile kenarları dilimli tabak biçimleri yanında sürahi, kavanoz gibi kapalı formlar da belirgin hale gelmiştir. Başlangıçta dekorlar mavi-bey azdır. Mavi, koyu bir kobalt mavişi iken, giderek daha açık bir hale gelmiş ve sonradan buna soluk bir firuze katılmıştır. Mavi-beyaz dekorda firuzenin daha belirgin hale gelmesi biraz daha sonra olmuştur.

Julian Raby, son yayınında mavi-beyaz dekorlu Iznik seramiğini ayrıntılı bir tasnife tabi tutarken, Fatih döneminden itibaren, Osmanlı Saray nakkaşlarının etkisini gözönünde bulundurmuş ve “Baba Nakkaş”, “Düğüm Ustası” gibi tasniflere yönelerek, dekorlarına göre onbeş yirmi yıllık dönemleri kesinleştirmeyi önermiştir. Istanbul’daki çömlekçi atölyelerinden bahseden Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesine dayanılarak bir grup mavi-beyaz dekorlu Iznik seramiklerine “Haliç işi” adı verilmiştir. Genellikle hepsi XVI. yüzyıla tarihlendirilen bu seramiklerin Istanbul veya Haliç ile bir ilişkilerinin bulunmadığı uzun süreden beri bilinmektedir. Iznik üretimi olan bu seramiklerin ince spiral kıvrımlı dekoru, daha önceki Selçuklu seramiklerinde de görülmektedir. Bu dekorun, fermanların baş tarafında bulunan tuğra bezemelerine dayandınlarak “Tuğrakeş üslubu” adı ile anılmaları yine J. Raby’nin yeni bir önerisidir.

Mavi-beyaz dekora firuzenin katılmasından sonra, XVI. yüzyılın ortalarında buğulu mor ve yeşil rengin de katılması ile yeni bir grup beyaz hamurlu Iznik seramiği üretilmiş ve bu üslup yanlışlıkla “Şam işi” adı ile adlandırılmıştır. Iznik’li Musli ustanın 1549 tarihli Kubbet el Sahra kandili, bu gelişmenin başlangıcı olarak görülür

XVI. yüzyılın ortasından itibaren Iznik mavi-beyaz seramiğine yeşil, firuze ve siyah ile birlikte hafif kabarık bir kırmızı katılmıştır. Aynı zamanda Osmanlı Saray nakkaşhanesinin açık etkisi ve sipariş edilen çinilerdeki desenlerin katkısı ile dekorlarda bir değişiklik görülmeye başlamıştır.

Artık gül, karanfil, sümbül, lale gibi çiçekler, hatai ve rozet çiçekler, naturalist eğilimin ağır bastığı bir dekorlama üslubunu haber vermektedir. Sert ve kaliteli beyaz hamur, pürüzsüz bir zemin ve şeffaf sıraltında kabarık kırmızı, bütün XVI. yüzyıl ikinci yansı Iznik seramiklerinin karakteristiği olmuştur. XVII. yüzyılın başlanndan itibaren kırmızı rengin, giderek kahverengiye dönüşen bir ton aldığı, zeminde ve sırda bozulmaların meydana geldiği gözlenecektir. Ilk defa Rodos’dan, Cluny Müzesi için satın alınan bir grup tabak yüzünden “Rodos işi” adı ile anılan bu seramiklerin, Rodos ile hiçbir ilgisinin bulunmadığı artık herkes tarafından bilinmektedir. Yine de, yerleşmiş terimler olarak “Rodos işi”, “Şam işi”, “Milet işi”, “Haliç işi” gibi terimler bazen inatla, bazen de tanımlamadaki kolaylık yüzünden kullanılmaktadır.

Iznik kazılarında bütün bu teknik ve üsluplarda üretim yapıldığına işaret eden çok sayıdaki parça yanında, Avrupa armalarını taşıyan üretim bozuğu parçalar ile, gemi ve hayvan tasvirli buluntular da elde edilmiştir. 1989 yılının Iznik yılı olarak anılması yanında, Istanbul’da büyük bir sergi açılmış ve buna bağlı bir sempozyum düzenlenmiştir. Bu arada biri N. Atasoy -J. Raby tarafından kaleme alınan ve Iznik seramiklerinin çeşitli yönleriyle tanıtan, diğeri de O. Aslanapa – Ş. Yetkin ve A. Altun tarafından hazırlanan ve 1981-1988 Iznik kazı sonuçlarım içeren iki kitap yayınlanmıştır. Bu etkinlikler Iznik çini ve seramiğinin uluslararası boyutlarda yeniden gündeme gelerek, bütün yönleriyle tartışılmasına yolaçmıştır.

Terminoloji ve tarihlemedeki yeni teklifler, bu tartışmaların Işığında yeni bir yön kazanacaktır. Ancak kazı sonuçları ve verileri, dekorlamanın yanında, teknik özelliklerin ve stratigrafik analizlerin dikkate alınmasını gündeme getirecektir.
Iznik seramiğinin canlı ve çok değişik gelişimi yanında; çinisinin. anıt eserlerin süsleme programında daha kolay izlenebilen bir gelişmesi vardır ve muhakkak ki bu olgu taşınabilir koleksiyon parçalarma göre daha etkileyici olmuştur. Yine de yapıların tarihleri ile, çinilerinin üslup ve teknik özelliklerim her zaman büyük bir dikkatle değerlendirmek gerekir. Iznik’deki duvar çinilerinin ilk örnekleri sur dışındaki 1331-1335 tarihli Orhan Imareti’ndedir. Bu yapıda daha iyi cins firuze ve düşük kaliteli yeşil renkli altıgen levhalar ile bunların izlerim taşıyan duvarlar ortaya çıkarılmıştır.

Yeşil çinilerde üçayak izleri bulunmasma rağmen, firuze çinilerde bu izler yoktur.Kitabesi fetihden sonraki tarihi vermekle birlikte, bu yapının daha kuşatma sırasında yaptırıldığı bilinmektedir. 1986 kazılarında da hemen yanındaki hamama bitişik basit bir çini fırmmın izleri tesbit edilmiştir. Çini fırınlama tekniğine aykırı olduğu halde üçayak izi taşıyan yeşil altıgen çinilerin, burada acele ile pişirildiklerim ve fetihden sonra bunların yerine firuze ve daha kaliteli çinilerin yerleştirildiklerim söylemek de mümkündür. Yapımı 1396’da bitirilen Iznik Yeşil Cami’ye adım veren minaredeki sırlı kaplamalar ise sırlı tuğlanın ağırlıkta olduğu bir tür mozaik tekniğindedir. Her iki örnek de, tıpkı seramikte olduğu gibi, Iznik’deki ilk Osmanlı çiniciliğinin Selçuklu çiniciliği ile yakın bağlantısının göstergeleridir.

Bursa ve Edirne anıtlanndaki beyaz hamurlu ve genellikle mavi-beyaz dekorlu, çoğunlukla altıgen çini levhalarda Iznik damgasını aramak muhakkak ki doğrudur. Ancak, erken Osmanlı dönemi çini sanatına hakim olan renkli sır tekniğindeki çinilerin Iznik’de yapıldığına dair kesin kanıtlar elde edilememiştir. Sadece 1984 yılı kazısında sarı rengin denendiği küçük bir örnekleme parçasına rastlanmıştır. Çok önemli bir buluntu olmasına rağmen, genelleme yapmak mümkün değildir. Istanbul’da Fatih dönemi yapılannın çoğunda da Selçuklu mozaik tekniğinin ve renkli sır tekniğinin ağır bastığı görülmektedir. Ender mavi-beyaz levhalar dışında, saray siparişlerinin de kanıtladığı tarihi belgelerin Işığında, Iznik duvar çinilerinin en parlak devrinin Kanuni Sultan Süleyman devri olduğu rahatlıkla söylenebilir.
Iznik kazılarında çok sayıda seramik parçası elde edilmekle birlikte, duvar çini.si parçasına çok az rastlanmaktadır. Bu durum, genellikle duvar çinilerinin sipariş olarak hazırlanmasma ve üretimin tamamının sevkedilmiş olmasına bağlanmaktadır. Nihayet, bozuk parçaların bile kapı-pencere aralarında veya az görünecek yerlerde değerlendirilmiş olduğu da bilinen bir gerçektir.
Bilindiği gibi 1557’de bitirilen Istanbul Süleymaniye Camii’nin mermer mihrabının kenar bordüründe görülen çiniler, kabarık kırmızı rengin tarihlendirilmesine temel alınmaktadır. Iznik kazılarında bu çinilerin benzerlerinden iki parça, XVI. yüzyıla tarihlendirilebilen dairesel planlı fırının yakınında bulunmuştur.Yine elde edilebilenler arasında, çoğunluğu koyu mavi zemin üzcrinde, iri beyaz yazılı kitabe parçaları ve kabarık kırmızılı kare çini parçaları da bulunmaktadır

Geniş Tarih

1015    Türklerin Anadolu’ya ilk akınları

1048    Pasinler zaferi

1071     Malazgirt zaferi

1075    İznik’te Selçuklu Devleti’nin kurulması

1077    Türkiye Selçuklu Devleti’nin kuruluşu

1261-1300 Osmanlı Beyliklerinin kuruluşu

1308 Türkiye Selçuklu Devletinin Sonu

1326 Osmanlıların Bursa’yı Fethi

1331 Osmanlıların İznik’i fethi

1354 Osmanlıların Ankara ve Gelibolu’yu fethi

1361 Osmanlıların Edirne’yi fethi

1364 Sırpsındığı savaşı

 

Osmanoğulları (1299–1922): Söğüt ve Domaniç çevresinde Osman Bey tarafından kuruldu.

Karamanoğulları (1257–1487): Karaman Bey tarafından Ermenek, Konya ve Karaman çevresinde kuruldu. Anadolu beylikleri arasında en güçlü olan beyliktir. Osmanlı Devleti’nin Anadolu birliğine en fazla karşı çıkan beyliktir (kendilerini Selçukluların mirasçısı olarak görüyorlardı). Karamanoğlu Mehmet Bey tarafından Türkçe resmi dil olarak kabul edildi (1277). Türkçe’yi resmi dil ilan eden ilk beylik Karamanoğulları beyliğidir.

Germiyanoğulları (1283–1429): Kütahya, Emet, Simav, Kula, Denizli ve Tavşanlı yöresinde kuruldu.

Aydınoğulları (1308–1425): Aydın, İzmir, Selçuk ve Tire dolaylarında kuruldu.

Saruhanoğulları (1308–1410): Manisa, Turgutlu ve Menemen çevresinde kuruldu.

Menteşeoğulları (1280–1451): Muğla ve Denizli çevresinde kuruldu

Candaroğulları (1292–1460): Kastamonu ve Sinop dolaylarında kuruldu.

  1. Karesioğulları (1293–1345):Balıkesir ve Çanakkale dolaylarında kuruldu.
  2. Hamitoğulları (1280–1423):Isparta, Burdur, Eğridir ve Antalya civarında kuruldu.
  3. Ramazanoğulları (1353–1608):Adana, Tarsus ve çevresinde kuruldu.
  4. Dulkadiroğulları (1337–1515):Maraş ve Elbistan dolaylarında kuruldu.

Anadolu Beylikleri; Bizans’ın Anadolu’ya yeniden egemen olmasını engellemiş ve bulundukları yerlerde yaptıkları mimari eserlerle Anadolu’nun Türk-İslam ülkesi haline gelmesine katkı sağlamışlardır.

Denizcilikle uğraşan beylikler; Aydınoğulları, Karesioğulları, Saruhanoğulları, Menteşeoğulları, Hamitoğulları, Candaroğulları’dır.

Çaka Bey, İzmir’de Çaka Beyliği’ni kurmuştur.

 NOT: Türk denizcilik tarihinde ilk donanma Çaka Bey tarafından oluşturulmuştur. İlk Türk denizcisi Çaka Bey’dir.

NOT: Karesi Betliğinin donanması, Osmanlı donanmasının temeli olmuştur.

NOT: Osmanlı egemenliğine giren son beylik, Ramazanoğulları Beyliği’dir.

                                                                                          

Bu yazı 98 kere okundu.
  • Site Yorum

Bir yorum bırak

Kategoriler